Riyâkârın Namazı

Namaz ve Abdestin Gerçekleri

Namaz ve Abdestin Gerçekleri

Sûre-i Maun namaz konusunda fevkalâde sert hükümler getirmektedir. Hatırlanacağı gibi “Yetimi iteleyen, fakiri doyurmaktan zevk almayan, yardımlaşmaya karşı çıkanın namazı yanlıştır ve riyadır.” Reddedilen bu tarz namazdan mutlaka uzak kalmamız gerekiyor. Riya namazının belirtilerini şöyle özetleyebiliriz:

1- Kimsesize, garibe, fakire karşı hem cömert, hem şefkatli olmalıyız. Bunun dışında hareket edenler, yardımın her cinsinde yani zekât, sadaka ve intakta hataları bulunanların namazları Sûre-i Maun’da tanımlanan riyâ namazına girer ki, en yüzeyde gördüğümüz namazdan bile yanlıştır.

2- Her ne şekilde olursa olsun, kıldığınız namazdan dolayı gurura kapılıp namaz kılmayanları eleştirerek pay çıkarmayın. Gerçek namazı tarif ettiğimiz zaman göreceğiz ki, ne kadar iyi namaz kıldığımızı sanarsak sanalım, gerçek namaz yanında eksiğimiz sonsuzdur.

3- Hiç değilse çok yüzeyde dahi olsa Fatiha’nın dördüncü ayetine uyum sağlamalıyız. Yani “Yalnız Sana kulluk eder, yalnız Senden yardım dileriz” adını namazda Allah’a karşı yaparken açık şirklerden, paraya ya başkasına kul olmaktan arınmamız gerekir. Hatta zaman zaman bu konuda gaflete düşmüşsek mutlaka anında hatamızı fark edip tövbe etmeliyiz.

4- Namazda zerre kadar gösterişe yer vermemeliyiz. Kendimiz yalnızken nasıl kılıyorsak, başkalarının yanında da aynı tarz namaz kılmalı hatta camide kıldığımız namazlar dışında kıldığımız namazlan imkân nisbetinde herkesten uzak kılmalıyız.

5- Bir sonraki bölümde açıklayacağımız gibi, namaz kılarken aklımıza huzur-u ilâhi’de hiç düşünülmemesi lazım gelen bazı şeylerin gelmesi riyâ namazının belirtisi değildir. Bunlar namazın sathî (yüzeysel olması sonucudur). Riya namazında, hatırımıza daha çok çevreyi aldatma gelir.

Eğer bu maddelerde yazdığımız noktalarda hatalarınız varsa dahi paniğe kapılıp namazı terk etmeyin. Aksine namazın hiç değilse riyasız taklit haline geçebilmek için çareler arayın. Biz genel olarak gerek namaza riya karışması, gerekse hep yüzeyde kalan namazların bir türlü yerine geçmemesi halinde şunları tavsiye ederiz.

a) Sık sık gönül yapın.

b) Mutlaka ezanı dinleyin ve ayrıca okuyun.

c) Her fırsatta istağfar edin.

d) Her namazda taze abdest alın.

e) Namazda okuduklarınızı ağzınızın içinde geveleyerek değil, net okumaya çalışın. Özellikle Sübhaneke’yi acele okumayın. Yine selâm vermeden önce okuduğunuz salâvatı şerifleri çok net okuyun.

f) Kendinizi infaka alıştırın. İnfakın çok kolay olanı ve mutlak yapılması gerekeni güler yüzdür. Özellikle fakire, kimsesize karşı mutlaka güleryüzlü olun. Yalnızken asık suratla otururken bile öyle birisine rastlayınca hemen yüzünüze bir tebessüm getirin.

Sağlıklı iseniz, hastalara; mutlu iseniz, mutsuzlara mutlaka dua edin. Elinizden geliyorsa fiilen yardım edin. Her ne şekilde olursa olsun kimseyi azarlamayın.

Namaz kılmanın tamamen şekline uyma, fakat derinleşerek huzur bulamama haline genelde taklid namaz denir. Bir önceki bahiste tarifini yaptığımız riya namazından kurtulan insan, şeklen eksiksiz namazını kıldığı zaman görevini yapmış olur. Namazda okunan ayet ve duaların mânasından rahatlıkla anlayacağımız şekilde; elbette namaz huzur-u ilâhide duyulan huşu dolu bir ibadettir. Ne var ki günlük yaşayışımız özellikle gönlümüzdeki yükler bizi bu huşu ve duygulardan alıkor. Bu kez tamamen yüzeyde kalan şekilsel bir namaz kılarız. Şekilde kalan namazla derinden haz duyulan namazın birçok ara şekilleri vardır. Yani az duygulu ya da çok duygulu tarzda namazları, her namaz kılan yaşamaktadır. Amaç, şekilsel namazdan yavaş yavaş da olsa, mümkün olduğu kadar derinlerde haz duyulan namaza ulaşmaktır.

Kıldığımız namazların büyük çoğunluğunda bu yüzeysel taklidi yaşamaktayız. Ancak unutmayalım ki, namazın bu en dıştaki şekilsel hali dahi insana madde ve mânada birçok nimetler getirir.

Böylesine taklid namazı aksatmadan kılanlar sonuçta gönüllerinin huzur ve huşu ile dolduğunu hissederek yüceldiğini göreceklerdir. Taklid namaz bize üç önemli nimet getirir. Bunlardan ilki maddemize, ikincisi ruh sağlığına, üçüncüsü ise ahlâkımızadır. Şimdi sırayla bunları inceleyelim.

1) Namazın Maddemize Getirdiği Nimetler:

a) Göz merceklerinin dinlenebildiği en rahat mesafe bir buçuk metreye bakmadır. Bu mesafeyi gördüğü zaman rahatlar. Namaz kılan, secde mahalline baktığında göz merceklerini dinlendirmektedir. Günde kırk rekât hesabı ile bu dinlenme takriben bir saat tutar ki, bu nimet göz için bulunmaz bir sağlık reçete-sidir.

b) Vücudun en çok zahmet çeken organları eklemlerdir. Bunların tümü namaz motifi içinde yıpranmışlıklarını giderir, tam sağlığa kavuşur. Namaz dışında hiçbir hareket rejimi eklemlere böyle bir sağlık sağlayamaz. Ayrıca namazın ibadet disiplini içinde devamlılığı eklemlerdeki bu huzuru ömrün sonuna kadar götürür.

c) Kalbin çalışmasında ve duygusal sistemle ilgisinde fevkalâde önemli özelliği, elektromanyetik eksenleridir. Namaz hareketleri sırasında bu eksenler en ideal çizgilere gelir. “Kalp ve Ötesi” isimli kitabımızda bu eksenler hakkında geniş bilgi verilmiştir. Özellikle sağlıklı kişilerin günlük elektromanyetik etkiler sonucu göğüs nahiyelerinde hissettikleri huzursuzluklara namaz kılanlarda hemen hemen hiç rastlanmaz.

2) Namazın Ruhsal Yapımıza Getirdiği Rahatlanmalar:

a) Hiç değilse günde kırk rekât namazda bir saat dünya telâşının hırçın etkilerinden uzaklaşırız.

b) Namaz kılanlar, namazlarını devam ettirebilmek için; âyet-i kerîmenin de emrettiği gibi, aşırılıklardan, dolayısıyla serlerden uzak kalır. İhtiras ve buna bağlı streslerden de büyük ölçüde kurtulur.

c) Namaz kılanlarda tevekkül duygusu otomatik olarak gelişir. Ruh hastalıklarında büyük etkisi olan vesvese böylece tahrip imkânı bulamaz.

Şüphesiz şeklen de olsa namaz kılanlar, imanın hiç değilse en yüzeyde tastikçisi olduğundan, ruhsal yapılarında birbirine zıt kargaşalar yerine sentezini bulmuş rahatlıklar vardır.

3) Namazın Ahlâka Getirdiği Hikmetler:

a) Namaz kılan, bir anlamda farkında olmadan supanaliz yapan kimsedir.

Özellikle Cenab-ı Hakk’ın huzurunda okuduğu Fâtiha’da, verdiği “Yalnız Sana kulluk eder, yalnız Senden yardım dileriz” adını şuur altında yavaş yavaş geliştirerek kendi ahlâkını analiz edecektir. Bu supanaliz başlangıçta çelişkili sıkıntılar yaratır. Fakat sonradan oturarak yavaş yavaş ahlâkı yüceltir.

b) Namaz kılan huzur-u ilâhide secdeye kapandığı için, ne kadar şeklen de bu görevi eda etse mutlaka gururunu kıracaktır. Ahlâk açısından en vahim hastalık gururdur. Kavgaların, nefretlerin temelinde nefsin bu zalim hastalığı; gurur yapmaktadır. Namaz kılanların, hele bunu ibadet ciddiyeti içinde devam ettirenlerin, her secdeye varışta gururları mânevi bir hikmetle törpülenir. Sırf bu açıdan bile namaz ahlâka temel bir ibadettir.

c) Taklit namazı bile imanı kontrol eden hassas bir reçetedir. İmanda meydana çıkan aşınmalar ve zaaflar namaz kılanlarda görülmez. Bu yüzden iman hastalığı olan riya ve yalan, yavaş yavaş karakter çizgilerimizde silinmeye başlar. İslâmiyet’in temel yasağı yalan ve riyadır.

Kur’an’da bu konuda pek çok ayet vardır.

Hele Efendimiz’in, “Müslüman Yalan Söylemez” hükmü namaz kılanın zamanla kazanacağı pek önemli bir hikmettir.

Ya şekilsel namaz?

Şekilsel namaz kılınırken ne gibi aksaklıklar olduğunu hepimizin yakındığı bazı noktaları dile getirmek istiyorum.

İlahi huzurda arzu ettiğimiz duygulara yaklaşamamamız, özellikle dünya vesveselerinin namazda hatırımıza gelmesi önemli bir meseledir. Bu tarz namazlarda, kul dünyayı haram kılan tekbirle namaza başladığı zaman, dünyaya kapılarını kapamak ister. Bu niyeti genellikle Sübhâneke’yi okuyana kadar devam eder. Daha sonra Fâtiha’nın ilk üç ayetinde de kul kısmen huzurludur. Fakat dördüncü ayeti okuduktan sonra genellikle bu huzurun azaldığını, dünya işlerinin namaz sofrasına davetsiz misafir olarak geldiğini tesbit ederiz. Farkına varmasak da bunun nedeni, Allah huzurunda okuduğumuz dördüncü âyetin mes’uliyetidir. Günlük hayatımızda çoğu kez paraya, mevkiye kulluk etme hataları huzuru ilâhide bir ihtarname gibi karşımıza çıkıvermektedir. “Yalnız Sana kulluk ederiz, yalnız Senden yardım dileriz” dediğimiz anda, nefsin bizdeki bilançosunda büyük tezatlar, çeşitli kılıklarda karşımıza çıkıverir. Cenab-ı Hak başımıza gelecek bu çıkmazları hatırlatmak için Fâtiha’dan önce Eûzubesmeie’yi huzurunda bize tekrar ettirmektedir.

Hatıra mantıken şöyle bir soru gelebilir:

Huzur-u ilâhiye geldik. Tekbir ile dünya ile ilgimizi kestik ve Sübhâneke’yi okuduk. Allah’ın huzurunda tekrar şeytanın şerrinden Allah’a sığınmanın ne gereği var? Hâlbuki işte Allah bu noktada Eûzübesmele okutturarak şeytanın bizzat namazda bile bize vesvese verebileceğini ihtar etmiştir.

Huzur-u ilâhi’de hileye imkân olmadığından, dünya hayatımızdaki ciddi aksaklıklar ilâhi ceryanın azalmasına, hatta kesilmesine neden olacaktır. İşte bu yüzden dünya gaileleri bir bir perdemize düşecektir. Taklit namazda bu istenmeyen durum hepimizde zuhur eder. Paniğe kapılmadan kesiksiz namazımıza devam edeceğiz. Ta ki, yavaş yavaş Allah’a kulluk etmeyi öğrenecek, sonunda bu vesveselerden kurtulacağız.

Şekilsel namazda, rûkua vardıktan sonra, onu yüce mânâ hikmeti, özellikle rûkûdan doğrulurken “Allah kendisine hamd edeni işitir” sözü yeniden bizi huzura kavuşturur. Hatta kendimizi toparlar, eğer içtenlikle secdeye kapanırsak yeniden can bulmaya başlarız. Nitekim kade’de yani otururken, Et-Tahiyyatü’yü manâsını bilerek okursak huzurumuz bir hayli artar.

Buraya kadar anlattıklarımızdan namazın bir önemli hikmeti anlaşılmış oluyor. Biz dünya hayatımızda gittiğimiz yanlışlıkları namaz vasıtasıyla tashih ediyor, böylece ahlâk ve karakter çizgimizi düzeltmiş oluyoruz.

Taklit namazda fevkalade önemli bir hikmet selâm vermeden okunan salâvat şeriflerin içinde Hz. İbrahim’in zikredilmesidir. Acaba niçin selâm vermeden, yani dünyaya dönüş seronomisini tamamlayacağımız sırada en son Hz. İbrahim’i anıyoruz? Bu noktada hikmetlerin çok ince bir sırrı yatmaktadır. Hz. İbrahim, Nemrud’un zulmüne karşı hiç boyun eğmemiş dünya menfaatlarına kapılarak ondan yılmamıştır. İşte selâm vermeden hemen önce Allah bize Hz. İbrahim’i hatırlatarak, “Ey kulum! Dünyaya dönüyorsun, dünyada seni çıkmaza sokan en önemli olan zahirde görünen madde gücüne kapılıp ona ram olmandır. Hz. İbrahim’i unutma! O maddenin hiçbir baskısından yılmayarak Allah’ın emrine uydu ve kulluğu seçti” demektedir.

Namaz kılan insan ahlâk ve faziletlerini bu nedenle her türlü maddi güce karşı korumak zorundadır. Yoksa bir sonraki namazda selâm vereceği zaman tekrar Hz. İbrahim’i anarken Rabbi’ne karşı gülünç mevkiiye düşer.

Şekilsel namazda bile böylesine derin hikmetler, inanan insanı ilâhi potada erite erite Rabbinin huzuruna lâyık bir şekilde hazırlamaktadır. İşte bu nedenle nefs taklit namazın bu sırrını bildiği için yol yakınken bizi taklit namazdan caydırmaya çalışır. Namaz riyadan uzak kaldığı müddetçe ne kadar yüzeysel de olsa Allah’ın Rahim olan esması yüzü suyu hürmetine makbul ve kabul olur.

Taklit Namazın Yücelmesi:

Taklit namaz gururu törpüledikçe teslimiyeti karaktere işledikçe nefs sönmeye, gönül açılmaya başlar. Ve kul artık yavaş yavaş uzun zaman aralıklarında da olsa daha huzurlu namaz kılar. Burada dikkat edilecek nokta, bu yücelme başladığı zaman aynı süratte derine doğru yaklaşmaz. Çoğu zaman yavaş gelişir.

Bu devrede yine çoğu zaman taklit namaz kılarız. Ara sıra namazın zevkine varabiliriz. Bu hal dahi namazın yücelmeye başladığının belirtisidir. Dua ve istiğfarlarımızı artırarak huzur dolu namazlarımızın çoğalmasına niyaz etmeliyiz.

Namazın yücelmeye başladığının çok açık belirtileri vardır. Bunları şöyle özetleyebiliriz.

1- Namaz vakti yaklaştığı zaman insanın içinde bir sevinç uyanması namazı kaçırdığı zaman kederlenmesi.

2-Sübhaneke’yi okuduktan sonra Allah’a karşı daha bir huzurlu tenzih ve teşbih hissinin gelmesi.

3-Fatiha’yı baştan sona kadar hiçbir vesvese ve dünya gailesi gelmeden okuyabilmesi, zammı sureyi okurken çok satıhtan da olsa bazı duygular hissetmek yine namazın yücelme belirtileridir.

4-Rüku ve secdede Allah’ı Sübhan sırrı ile anarken birinciden üçüncüye doğru daha çok huşu duymak.

5-Tahiyyat okurken kesiksiz bir zevke kavuşmak.

Bunlardan bir tanesini dahi hissetmek büyük müjdedir. Bunun yanında dikkat edilecek en önemli nokta; nefsin hileli aldatışından kaçınmaktır. Zamanımızda en çok tesbit ettiğimiz bu tarz yanılgıdır, ışık, koku ve hayaller evhamına kapılmaktır. Gerçek namazı öğrenine daha iyi anlayacağız ki: Taklit namaz kademe kademe geçilmeden birdenbire ilâhi huzura çıkıp orada namazın hakikatini gördüğünü sanmak nefs yanılgısıdır.

Şüphesiz namazın yücelmesi merhale merhale gerçek namaza yaklaşımdır.

Yüzeyde kılınan namazda, belli ölçüde gerçek namazdan bir takım yakınlıklar bulunabilir. Ancak, unutmayınız ki, kendi hayalimiz ve nefsimiz bile namazı dahi put yapabilir.

Namaz, Allah’a karşı tam kulluktur. Eğer namazı gurur vesilesi yaparsak, nefsimize namaz görüntüsünde tapmış oluruz. Namaz kılan hergün adım adım tevazuya yaklaşacak, alçak gönüllülükte tam bir yokluğa ulaşacaktı.

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, Günaydın Gazetesi Ekleri, Namaz ve Abdestin Gerçekleri kitapçığından alınmıştır.

About Author /

Hizmetleri yurt sınırlarını aşmış; ilîm ve mânâ konferansları ile insanlığa hizmete koşmuş, bu yolda son nefesini vermiş ama son noktayı koymamıştır. Bu gönül sevdasının ışığını; nuru ile yol bulanların gönlünde ve eserleri ile yansıtmaya devam ediyor ve edecektir.

Start typing and press Enter to search