Mahşer

Mahşer

Mahşer

Hz. Mevlânâ’nın «Fiyhi mâ fîh» inde belirtdiği veçhile:

«toprağa hangi tohum atılırki toprak onu bize tekrar vermez».

Bioloji ilmini Hak ışığı altında dolaşan, bu cümlenin sırrını cemâdât, hayvanât ve ne­batat’da aynel yakin bulur. Bu yazımızla mah­şer sırrını yine Garb metodlarîle çözerek müstehzi münkirin dudağına çarpacağız.

Bu sayımızda dâvayı sırf fizik pencere­sinden müşahede edecek, gelecek sayımızda da metafizik analizleri toparlayacağız.

Natürel bilgilerin hayat hakkında son görüşleri şu cümlelerle ifâde olunabilir: Hayâtın ilk ana cüz’ü hücredir ve câmid mo­leküllerin suda eriyip iyonize olmasından meydana gelmiştir. Hayatî kimyanın pek ya­lan zamanlarda vardığı bu sır:

Enbiya Suresi:30

Ayet-i kerîmesinde en öz şekilde ışıklanmış değil midir ?..

Hücrelerin en İnce mimarîsi insanda, Prof. Scmvartz’ın dediği gibi: (Bu hücrelerin mânâ ahengi içinde dizilişinin ifâdesidir). Bu ahengin tam analizi Sûre-i Rahmanda en veciz şekilde ifâde edilmişdir.

Demek hayat, câmid cisimlerin bu âhenginden ibâretdir.. Ve ölüm bu ahengin başka mimarîsi.. O halde birçok ilim mürtecîlerinin sandığı gibi, hayat, rastlanması güç bir tesadüfün eseri değil; bilakis stabil kimyasına rağmen, dinamik bir ahengin ifadesidir.

Bu ifâdeyi bir kaç misâlle açıklayalım: Kimyaca terkibi mâlum olan yaprağın yeşil klorofili fen adamlarınca suni olarak yapıldı; fakat canlı (tabii) klorofil gibi Güneş ziya­sından istifâde edemedi, yâni câmid kaldı.

Spencer gibi bir çok ilim adamlarım, Hücre Ruhunu kabule mecbur tutan melkuh yumurtanın nesli meydana getirişi, misâlimi­zin en canlı delilidir. Şöyleki: Yumurta hüc­resi, rahim içinde veya dışında hiç bir tesirle husule getireceği neslin îmar işinde, velevki bir benin mevkiinde değişiklik yapacak kadar olsun, şaşırt ilam az. Çünki mânâ ahengi dizili­şini ihtiva eder [1].

Demek canlı olabilme, kimya hassaların­dan ziyâde cüzüler arasındaki bir sevgi sitesi­nin senboludur.

Diğer tarafdan son senelerde işaretli moleküllerle yapılan tecrübeler göstermişdir ki: hücre özü olan protoplazmada, gıda yolu ile alman azot, oksijen v.s. muayyen bir müd­det sonra yerlerini yenisine terk ederek vücûtden atılırlar. Yâni hücre her hafta bir yenilenme mahşeri içindedir. Demek hayat İçin kimyevî maddeler bir kerpicin Süleymâniyedeki rolü gibidir. Bütün şu ilmî kaideler­den çıkan netice şudur: Hayat, maddenin anâ­sırından ziyâde diziliş ahenginin ifadesidir. Bu oluş ve dağılış, büyük yaratıcı Rabbülâlemîn‘in tecelli titreşiminden ibâretdir.

Bir kemik parçasına bakıp, bunu canlı olacak dememek, bu gün fenni bir cehâletdir; o kemik, ahengi bozulmuş bir molekül yığını değil midir? Ve hiç bir kimya değişikliğine ihtiyâç kalmadan bu ahengin düzenlenmesi, bir tecelliye vâbestedir.

Buraya kadar yazımızla isbat etdik ki: öldükten sonra dirilebiliriz. Allah (C. C.) iste­diği an bu ahengi var veya yok edebilir.

Şimdi daha mühim bir hakikati belirte­ceğiz. Bu da yeniden dirilmenin muhakkak meydana geleceğine dâir fenni delillerdir.

Astronomi ve jeoloji ilimleri bize gösteri­yor ki, Arz için bir son, mecburidir. Ancak eski ilim adamlarının iddiaları, «Bir yılda çarpması, havanın donması» tatmin edici de­ğildir. Atom ve enerjiye ait yakin sırların çözülmeğe başladığı bu yıllarda, kıyamete dâir en uygun tahmin şudur: Atom, dolayısiyle madde muvâzenesinin madde aleyhine çözülmesi, Arzın sonunu ifâde edecektir ki; Kur’ân’ın belitdiği kıyametle tam izah oluna­bilir. Ayrıca : «Din gücünün maliki» fermanı­nın mutlak hükümlerinden biri olan kıyametin, Rabbülâlemînin vasıtasız tecellîsîle meydana geleceği keyfiyetini açıklar. İşte mahşer, Allâhın Arz enerjisinde vasıtasız olarak yeni­leme emrinden ibâretdir.

Bu enerji istifasında yeni ve taze atom­ların meydana geleceği kat’î bir fizik kaidesidir. Atomların bâ husus taze atomların, affinite şimik, ve iyonlaşmaya koşuş halleile, yukarıda işaretli atom tecrübelerinde anlatdığımız veçhile, taze atomların canlılık düzenine uyuşdaki elverişli şart, hele çok yüksek ener­ji karşısında protoplazma ve hücrenin teşkil edilebileceği keyfiyeti bize en beliğ ifâdesîle hayât ahenginin o gün muhakkak husulünü gerçekleştiriyor.

Vitamin üzerindeki hazım teorilerüe, vücûde ağızdan giren bâzı protein maddelerinin midede parçalanıp tekrar karaciğerde yapılı­şı hakikati gösteriyor ki: molekül ve atom­larda mübalâğalı tarlfile bir hafıza, alışkanlık mevcûtdür.

Şu halde o gün enerji ve maddenin deh­şetler gününde, birçok taze atom, bizim beden mimarimizi yeniden dokuyacak, gelecek sayı­da mevcudiyetini ilmen göstereceğimiz emr âleminin zaman ötesindeki nakşı olan rûh, bu oluş âhengini canlılık vasfîle süsleyecekdir. Karbon yerine, azot yerine denildiği zaman, o ufalan, hattâ zahiren yok olan kemik taze ağaç dalı gibi yeşerecekdir.

ÖLDÜKDEN SONRA DİRİLECEĞİZ EFENDİLER!…

___

1) Mutasyon bu tezi çürütmez; zira isti’dadı değiştirmez yok eder. Esasen biolojik olarak da olur.

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, İslamın Nuru (01 Ocak 1952, Sayı: 9) Dergisinden alınmıştır.

About Author /

Hizmetleri yurt sınırlarını aşmış; ilîm ve mânâ konferansları ile insanlığa hizmete koşmuş, bu yolda son nefesini vermiş ama son noktayı koymamıştır. Bu gönül sevdasının ışığını; nuru ile yol bulanların gönlünde ve eserleri ile yansıtmaya devam ediyor ve edecektir.

Start typing and press Enter to search