Kuran’ın Muhtelif İlmi Mucizeleri

Kuran ve Bilim

Kuran ve Bilim

1- Evrenin gizli gerçekleri:

Bilimin evren konusunda içinden çıkamadığı iki önemli soru vardır.

a) Değişik mekânlar ve boyutlar,

b) Evrendeki manyetik gerilim.

Varlıkların iskelet sırrı boyutlarda gizlidir; bu iskelete yansıyan sonsuz kudret ise manyetik gerilimle şekillenir. Her iki kavram gizliliğini sürdürdükçe, evren hakkında tüm bilgilerimiz tahminlerden öteye geçmez.

Kur’an’da bu konuları kapsayan pek çok âyet vardır. Ben bu bölümde anlaşılması en kolay 4 ayetin yorumunu yapacağım. Böylece günümüzün evren konusundaki bilgilerinin Kur’an’ın ne kadar gerisinde olduğunu fark edecek, bu noktada da onun mucizelerine hayran kalacaksınız.

A- SONSUZ BOYUTLAR:

Bilimde kavranması en güç konu boyutlardır. İstikâmet şeklindeki başlangıç boyutlar, kolay kavranır. Birinci boyut uzunluktur; önümüzde uzanıp giden yön birinci boyuttur, ona dik olan aynı düzlemdeki boyut, yani en, ikinci boyuttur.

Bu düzleme yukarıdan aşağı dik olan boyut ise üçüncü boyuttur. Üç boyut birlikte bir mekânı, bir yeri temsil eder. Ne var ki, iş burada bitmiyor. Şimdiye kadar bir takvim, bir saat gözü ile baktığımızda da bir boyutluk dördüncü boyut ve evrende, daha birçok boyutlar vardır. Teorik açıdan “n” harfi ile ifade edilir. Sonsuz boyutlar: Bu boyutların bir kaçı bir araya gelerek farklı mekânlar yara­tır. Maddi evren ise dört boyutun temsil ettiği mekândır.

Bu temel fizik bilgisinden sonra Kur’an’ın mucizevî tanımına bakalım. (Sûre 37, Ayet 5).

“O, sema ve arzın arasındakilerin ve doğuların Rabbidir”.

Bu âyetten çıkan ilk açık mana: Doğuların, semalar, arz ve arasındakilerden farklı bir kavram olduğudur. Eğer böyle olmasaydı, âyet, “O sema, arz, arasındakiler şeklinde olacaktı. Hâlbuki âyet varlıkları ikiye ayırmıştır:

1- Semalar, arz ve arasındakiler,

2- Doğular.

Bu ayrım temel evren fiziği açısından tam bir gerçeğin ifadesidir. Zira sema, arz ve arasındakiler Kudret-i İlâhi’nin yarattığı mahlûklardır. Doğular ise bizim anladığımız anlamda mahlûk vasfı taşımaz. Matematik bir sistemdir. Çünkü doğular, bugünkü fizik tanımıyla boyutlardır. Allah bu âyet-i kerimede âlemlerde yarattığı iki farklı sistemi dile getiriyor. Bunlardan biri, arz-sema ve arasındaki fizik varlıklar, ikincisi ise; doğular (boyutlar) kavramı ile anlatılabilen matematik sistem gerçekleridir. Bunlar bizim kavramımızda mahlûk olamaz. Ancak Cenab-ı Hak’kın takdirine iktiran eden ilâhi irade düzenleridir.

Bu âyetten, daha birçok âyetlerden anlıyoruz ki, Allah varlıklar ve boyutları ayrı ayrı yaratmıştır. Doğular (Meşârik) kelimesi doğrudan doğruya cihetler, istikametler, boyutlar demektir.

Arapça‘da çoğul, genellikle pek çoğu ifade eder. Belli sayılar çokluk ifadesi olmaz ve çoğulla bildirilmez. Zaten semada üç boyutlu mekân var olduğundan buradaki meşârik (Doğular) deyimi boyut sistemini ifade eder.

Kur’an’ın mahşerle ilgili pek çok ayetinde Cennet kavramının maddi mekân olduğu açıklanmıştır. Demek ki, Kur’an sonsuz boyutlar sistemi içinde değişik mekânlar gerçeğini vermektedir.

Madde âleminde bir varlığın var olma hali 4 boyuta geometrik uyumu, bir kanal seçme halidir. Bu uyum Allah’ın Rab sıfatının bir sırrıdır. Ayet bu yüzden varlıkları ve boyutları tanımlarken Rab sıfatını kullanmıştır.

Âyet demektedir ki;

“Arzda, semada ve arasındaki tüm varlıkların nasıl Rab sıfatımla ahenkleştirdi isem, ben, sonsuz boyutların (Meşarik) da Rab’bi-yim.”

Kur’an’da birçok yerde doğular ve batılar deyimi geçmektedir. Bunlarda belli şartlarda boyut ifadesidir. Ancak batılar deyimi ile birlikte doğu deyimi geçtiğinde; Arzı ve sistemlerinin hareketlerini ifade eder. Ancak, buradaki ayetle, çeşitli ilmi mucizeler ayrı bir hikmettir.

a) Maddi yaratıkların tümü ayetin ilk Cümlesinde bütün halinde verilmiştir. Ayetin tam cümlesindeki boyutlar sisteminin ayrı bir varlıklar demeti olduğunun beyanı en ciddi bilim mucizesidir. Varlıklara çatı, iskelet olan boyutlar mekânının, tüm varlıklardan ayrı tanımlanması bu asır için en büyük fizik mucizesidir. Bu gün Broglie’den beri Jordan, Fenni, Hilbert hep varlıklar kadar boyutların da ayrı, başlı başına incelenmesinden yanalar. Hatta boyutların ve mekânların farklarının, ayrı varlıklara nice farklılıklar kazandıracağı bilinmektedir. 4′üncü boyut zamanın az etki olduğu mekânlarda aynı varlığın ömrü değişir. Kısa mesafede sonlu olan olaylar, genleşir, nitelikleri, ayrıcalıkları ortaya çıkar.

b) Evren geometrisinin temel ilkelerini gözleyen boyutların (Meşarik) Allah’ın Rab sıfatı ile ahenkleştiğini ifade etmektedir.

Yani tüm evren mekânları Rab tecellisi kavramı içinde değişik yasa hikmetleri taşımaktadır. Nasıl dünya ve uzayın fizik nizamları varsa, istikametlerin onlardan kurulu mekânların özel formülleri vardır.

c) Fâtiha’da emredilen “Âlemlerin Rabbı’na hamd” sırrı, bu ayetle özel bir açıklığa kavuşuyor. Yani âlemler, bir yandan arz, semalar ve arasındaki varlıklardan ibaret değildir: Özellikle âlemler kavramı ile ilgili sonsuz istikametler ve bunlara bağlı mekânlar vardır.

Sonsuz istikâmetler; Rab sıfatının sırrıyla kurduğu mekânlar, âlemlere; yani evrenlere sonsuzluk kazandırmaktadır. Bu sonsuzluk, sema, arz ve arasındakilerin ötesinde başka âlemlerdeki varlıkları simgeler.

İşte meşarik (Sonsuz yönler buutlar) sırrı içinde başka âlemleri kavrayabilirsek, o zaman insanın sonsuz sırrına yaklaşım sağlarız ve Allah güzelliğini sonsuz mekânlarda seyredebiliriz.

Âyet böylece Allah ilmine yaklaşım yolunu, sonsuz istikâmet ve mekânlarda insanlara açıyor. Bilim, bu kavrama yaklaştıkça evreni anlayabilir. Aksi halde tüm galaksileri öğrense mutlak bilime çıkış noktası bulamaz. Maddesel evrende varlıkların nitelikleri, mekân ve zaman kavramı içinde sınırlıdır. Aynı varlıkların nitelikleri, mekân ve zaman kavramı içinde sınırlıdır Aynı varlıklar sonsuz mekânlarda ayrı güzelliklere bürünür. Varlıkların gerçeği de budur.

B- EVRENDEKİ MANYETİK GERİLİM:

Evreni çok yüzeyden tanımaya çalışalım:

Eskiden uzay, uçsuz bucaksız boşluklar arasında görebildiğimizce sınırlı yıldızlardan kurulu sayılırdı. Şimdi yalnız maddi evren konusunda bildiklerimiz akıllara durgunluk veriyor. Milyarlarca gezegenlerden kurulu milyarlarca galaksilerin ve bunların arasında sayısız ışınlar öylesine ki, nerdeyse uzayda boş bir nokta göremezsiniz. Ya bir gezegen, ya bir nova, ya bir siyah delik ve bunların arasında her biri bir varlık olan sonsuz sayıda uzay ışını.

Yalnız maddi evren için düşündüğümüzde; bir çatı gibi yaratılan boyutlar ve mekân yaratıldıktan sonra tüm bu görkemli tablo birdenbire nasıl doğdu?.. İşte bu sırrı, akıllara durgunluk veren bir bilimsel mucize olan sûre 42, ayet 5′de buluyoruz.

Sûre 42, Ayet 5: “Neredeyse gökler gerilimlerinden tepelerinden çatlayacaklar, Melekler Rab’larını hamd ile teşbih ediyorlar. Yerde bulunanların da mağfiretlerini diliyorlar. İyice bilin (Aklınızı başınıza toplayın) ki Allah gafur ve Rahim’dir”. Mikro kosmozda; yani atomların ve kuantların dünyasından biliyoruz ki, her kuant doğuşu büyük bir manyetik gerilimi temsil etmektedir. En kaba görünüşü ile bir telden akım geçince manyetik bir gerilimi görürüz. Pusula oynar.

Demek ki mekânlarda kudret-i ilâhinin Rahman sıfatından yansıyan korkunç bir manyetik gerilim vardır. Ayetin son cümlesi ve her ilâhi murad mekânlara yansıyınca sayısız varlıklar, bu boyutlar kafesine diziliş veriyor.

Bu fizik hüküm yalnız maddi evren için değil, tüm evrenler için geçerli. Ayetin ikinci maddesi (Melekler bölümü) bu gerçeği vurgular. Çağımızın en büyük bilim adamları Martin Ryle ve Allane Santage dağılan parçacıklar teorisinde mesnet olarak bu manyetik gerilimi savunmaktadırlar. Kur’an’ın azametli mucizesi, bu ayetin ilk satırını böylece evren fiziği açısından kanun halinde bilim adamlarını ilân ettirmektedir.

Ancak uzayın, evrenlerin manyetik gerilimi pek yenidir. Kimse bu sırrı 15 asır evvel Kur’an’ın açıkladığının farkında değildir.

Rumuzlar bahsinde (Ha-Mim)‘li sûrelerin evren fiziğinin sırlarını açıkladığını söylemiştim. Burada Ha-Mim bir başka mucize niteliği daha taşımış olmaktadır.

Evrenlerin manyetik gerilimi diye ifade ettiğimiz kavram, bizim idrakimiz açısından i bir tanımdır. Yoksa bu gerilim, kudret-i ilâhinin bizce tasavvuru imkânsız bir şiddetidir.

İşte fiziğe henüz yeni bir çığır açacak nitelikteki bu ayetin mucizesi, ilerdeki fizikçilere büyük sırlar vermektedir. Şimdi bu ayetin hükmü altında fizikten tanıdığımız temel olayların nedenlerini biraz daha gözden geçirelim:

a) Kuantın var oluşu:

Kuant; yani enerjinin en küçük temsilcisi olan dalga postulatının en modern tanımı. Etinin, minik bir mekânda geometrik bir koordinat seçme olayıdır. Bir santimetrenin bir milyarda biri kadar küçük bir mekâna etki nasıl girmektedir. Bunu henüz bilim izah edemiyor. Fakat S. 42, A.5 izah ediyor: Şiddetli manyetik gerilim.

b) İntereaksiyon gücü:

Atom çekirdeğinin zerrecikleri arasında bildiğimiz gravidasyonun yüzbin misli bir çekim gücü var. İzahı bugün için imkânsız bu ayet, evrende her noktada müthiş bir manyetik gerilim varlığını emrediyor ki, işte izah budur.

c) Jiroskobik hareketin itme gücü:

Döner cisimlerin korkunç bir itme gücü kazandığı ve cisimlerin varlıklarını bu sayede gravidasyondan (cazibeden) koruduklarını biliyoruz. Peki dönen cisim bu itme gücünün kaynağını nereden alıyor.

Çok açık: Evrendeki müthiş manyetik gerilimden onun için ayet son cümlesinde “Aklınızı başınıza alın, iyi düşünün” diye tüm bilim adamlarını ikaz ediyor.

Bir türlü izahı bulunamayan gravidasyonun; cazibesinin de nedeni çok açıkça bu ayette bildiriliyor.

Varlıklar, sinelerinde bu müthiş manyetik gerilimi sakladıklarından cazibe gücü kazanıyorlar.

Tüm bu yorumlardan çıkan netice: Fiziğe gelen yeni kavramdan ayrı formüllerde gördüğümüz, intereaksiyon cazibe, jiroskobik etkilenme ve nihayet kuantın kanal ve şpin seçimi olaylarının temel nedeni, evrendeki manyetik gerilimdir.

Ayet-i Kerime bize bu manyetik gerilimin uzayın her noktasında mevcut olduğunu gösteriyor. Uzayda tüm gravidasyon etkilerinden uzak bir nokta tespit etsek, orada bir etki kuant kanalına girse, yine bir raks (Titreşim) ve manyetik etki müşahade edilecektir.

Uzayın özel noktalarından etkilenen yığınak yerlerinde görülen şiddetli manyetik gerilim bir sonuçtur. (Black-holes). Yoksa uzayın her noktası manyetik geriliminin kesin ve devamlı etki alanıdır. Zaten dağılan parçacıklar teorisi de bu gerçeği değişmez şart saymak zorundadır.

Bu manyetik gerilim bir yandan maddi varlıklara zorunlu bir kader, bir program çizmektedir.

Gerek gravidasyon, gerek jiroskobik hareket, nizamını, fizik ilgisinin evrenin her noktasına hâkim bu gerilimden almaktadır. Bir an bu gerilimi kaldırmak mümkün olsa her cazibe, her döner hareket maddi varlıkları tek bir noktaya biriktirir.

Son yıllarda bu dağılan parçacıklar teorisine bağlı olarak bazı bilim adamları, maddi evrenin plazma dinamiğinden söz ediyorlar. Aslında bu görüş bir başka pencereden evrenin manyetik gerilimini tariftir.

C) DAĞILAN PARÇACIKLAR (BİG BANG):

Sözlerimize sûre 21, Ayet 30′la başlamak istiyoruz.

“Göklerle yer bitişik bir halde iken bizim onları birbirinden koparıp ayırdığımız..”

Şimdi evrenin yaradılışı hakkında modern astrofiziğin ilkelerine bir göz atalım:

Evren konusunda, astrofizikçilerin rağbet ettikleri teori, dağılan parçacıklar görüşüdür. Temeli, sonsuz bir enerji kaynağının çevreye yayılması ve sonuçta sonsuz mesafede de maddesel evren meydana getirdiği ilkesine dayanır. Yani 19. yy. ateistlerinin sandığı gibi, dev novaların soğumuş merkezleri değildir evren.

Bu bahiste açıklamasını yaptığımız dört ayet birlikte anlaşılırsa evren kavramına büyük ölçüde yaklaşmış oluruz.

Maddi evrenin mesafeler üzerinde dürülü olduğu semaların, kitabın sayfaları gibi önce kapalı bir sistem iken, bir manyetik gerilimle ilâhi kudretin sonsuz boyutlara, sonsuz şekiller verdiğini seziyoruz. Ayetin deyimi çok ilginçtir: “Gökler bitişik halde iken, onları koparttık” buyuruyor. Bu arada arzın, bu dağılan parçacıklar teorisinin bir merkezi mi olduğu yoksa mekânlardan birinde mi? yaratıldığı meçhuldür.

Ayet-i kerime, özellikle semaların, mesafelerin manyetik bir gerilimle sonsuz uzaklara açıldığını açıklamaktadır. Bundan sonraki bölümde açıklandığı gibi, önce bir kitabın sahifeleri gibi üst üste yığılmış bir madde güçleri görünümünde halk olunmuş, sonra sahifeleri manyetik gerilim ile açılmıştır.

Şemaların koparılması deyimi onların tıpkı fizikte dağılan parçacıklar oluşumunu ifade etmektedir. Bilim yıldız oluşumlarının incelenmesinde tespit etmiştir ki, manyetik gerilimin iki yönlü etkisi evrende hâkimdir. Manyetik bir gerilim maddi kuruluşun sayfalarını açar, yani nötrondan çekirdeğe, atoma ve moleküllere doğru hızla çokluklar teşekkül eder. Böylece mesafeler, sonsuz uzaklıkta mekânlar teşekkül etmektedir.

Bir nova, bu dağılan parçacıklardan bir zerre sayılır. Sonra ondaki dev enerji maddi kuruluşları tabaka tabaka uzayın geniş mekânlarına fırlatır. Adeta onun üstündeki semalar koparılır, kat kat açan bir gonca gibi bir mekân sahifeleri açılır.

Mekânda yer tutan bir madde kümesi de kuvvet etkeninin kendi temasında yeni sayfalar açarak manyetik sistem içinde yerini bulur. Aradan semaların koparılmasıyla bu parçacıklar, teorinin bir parçasıdır. Elbette aradan semaların koparılması olayı, onun ilk soğumamış haline; enerji yığını zamanını kasteder. Parçacıklar içerisinde bu güçlü enerji safhasındaki manyetik gerilimler ile onun üstünde mekânların, semaların koparılması tam bir fizik gerçektir. Bu andan itibaren arzın soğuması ve bugünkü halini alması söz konusu olmaktadır. Parçacıklar teorisine göre evrenin ve semaların ondan koparılmaya başladığı nokta elbette meçhuldür.

Bu nokta herhangi bir gezegen veya hatta dünyamız olabilir. Ayet her konuda kesin bir açıklık vermiyor. Ya da biz onu sezemiyoruz. Ancak bir gezegenin toprak tutmaz yüzüne bakarak ona ait bir zaman ölçüsü de getiremeyiz. Zira yeni parçacıklar teorisine göre yıldızların soğuması çok çeşitli şartlara tabidir.

Bazı islâm âlimleri maddi evrenin yaradılış noktasını arz ve civarı kabul ederler. Ancak mesele bu tartışma değil, Kur’an’ın dağılan parçacıklar sırrını manyetik gerilim ilkeleri içinde ne kadar net anlattığıdır.

Madde ve madde ötesi kavramları anlayabilmek için çokluk ve teklik kavramlarının iyi anlaşılması gerekmektedir.

Kur’an tarifleri içinde çokluk kavramı genelde Allah’ın Halik esması nedeniyle sergilemesi esasına dayanır.

Çokluk, tekliğin; vahdetin merkezinden uzaklaştıkça:

a) Birbirinden farklı varlıklar oluşu, zira teklikteki benzerlikler çokluk istikâmetinde mekândan sıçradıkça yeni görünümler kazanır.

b) Çokluk ve farklar doğdukça: Zaaf ve sonluluk yasaları doğar. Bu nedenle birçok varlıklar kendilerini korumak için farkına varmadan teklik sırrına yaklaşım sağlar. Bitkilerin tıpatıp benzerliği atom çekirdeklerindeki kuant özelliği gibi.

c) Çokluk merkezden dışa, çember yüzüne yaklaştıkça nicelikteki artış o nisbette farklılaşmalar, sonsuz mesafeleri kapsar. Ancak merkez etkisi, daima onları kudretinde programlamaktadır.

İşte bu üç temel ilke, semaların koparılması, merkezden dışa doğru sıçraması sırrında da geçerlidir. Zaten maddi evrendeki dağılan parça teorisinde bu üç maddenin hükmünü geçerli saymaktadır.

Ancak, Kur’an’ın evren fiziğine ait dört temel hükmü: Boyutlar, manyetik gerilim ve evren sahifeleri, yasaları birlikte tetkik edilince; dağılan parçacıklar teorisi keşmekeşten kurtulup anlaşılır hale gelebilir.

Diğer evrenler için bir noktadan dağılma söz konusu olamaz. Çünkü bu evrenlerin mekânı 3 boyutlu değildir ki bir merkez nokta tespit edilmiş olsun.

Bu yüzden Kur’an, manyetik gerilimle evren sahifelerini anlatarak diğerlerinin çokluk ilkelerini sahife örneğiyle açıklamıştır.

Bu bölümde, bizim için önemli olan nokta; maddi evren yaratılışını eksik bir biçimde izaha çalışan, dağılan parçacıklar teorisinin daha mükemmel bir şekilde 15 asır önce Kur’an’da bildirilmesidir.

Kur’an maddi evrendeki bu çokluk yansımasını, temelde manyetik gerilim formülü altında izah etmektedir.

D) EVREN SAHİFELERİ:

Acaba birbirinden farklı mekânları, evrenleri, sonsuz boyutları bilincimizde nasıl kavrayabiliriz? Bu sorunun cevabını ne bugünkü ilim ne de geleceğin ilmi veremeyecek.

Hâlbuki Kur’an bu kavramı güç soruyu pek açık ifade etmektedir. (Sûre 21, Ayet 104): “O günki (Hatırla) biz semayı, bir kitabın sayfasını dürüp büker gibi düreceğiz. (Tıpkı) ilk yaradılışa başladığımız (gibi) üzerimize bir vaad olarak yine onu iade edeceğiz. Gerçekte failler biziz.”

Sonsuz boyutları ve farklı mekân fiziğini biraz olsun bilenler için böylesine şahane fizik bir tanıma hayran kalmamak mümkün değildir.

Bu tanımdan anladığımıza göre evrenler, levh-i mahfuz (İlâhi yaradılış sırrının tüm gerçeklerini saklayan muazzam kompütür mer­kezindeki kayıtlar sistemi) kitabının sayfalarını temsil ederler.

O kitabın her sayfası bir çeşit mekânın iadesidir. Mesela maddi evren, o kitapta bir veya birkaç sayfadır. Yedi kat gökler o kitapta belki yedi sayfalık bir fasiküldür.

Cennet mekânları da bu kitapta bir başka fasiküldür. Kat kat mekânların kat kat sırları içinde Allah kıyamet gününü, mahşeri anlatırken bir başka âleme geçişimizi bir kitabın belli sayfalarının dürülüp bükülmesine benzetiyor ve asıl harika tanımı bundan sonra veriyor: Çeşitli mekânların yaradılışını da tıpkı bir kitabın sayfalarına benzetiyor.

Amme cüzünde ve muhtelif sûrelerde kıyamet tarifinden anladığımıza göre galaksimiz böyle birkaç farklı, fakat hepsi maddi olan mekânlardan kuruludur. Allah, o sahifeleri “Dürer bükerim; ilk yaradılırken o mekânları kurduğum gibi” buyuruyor.

Zaman boyutunun etkili olmadığı bir başka mekândan; meselâ cennet sayfalarından kurulu âleme yansımamız, böylece daha kolay anlaşılıyor. Cennet mekânının özellikleri, yüzlerce ayette açıklanmıştır. Çoğu kez o mekân kavramımız, ancak; misal şeklinde anlaşılabilmektedir. Meselâ eriyke çok özel bir mekân koordinatı (mevkii)’dır. Oraya yansıyan bir insan için mesafe kavramı yok­tur. Çünkü eriyke mekânında birinci boyut yoktur. Bu konudaki ayetlerden anlıyoruz ki, eriyke mekânında, en uzak, en yakın kavramı yerine sonsuzların seyri vardır.

İşte bu ayet evrenin sonsuz âlemlerini ve mekânların bir kitabın sayfalarına benzeterek mekân ve boyut kavramımızı genişletmektedir. Çok ileri bir astrofizik bilgisi, evren boyutlarını ve mekânlarını ayrı sahifelerde görerek kazanılabilir. Zaten inşanın özelliği böyle farklı mekânlara yansıtabilme özelliğinde gizlidir.

Âlemlerin sahifeleri örneğinde çok önemli bir hikmet, yaratılmışların farklı sahîfelerde var olabilme sırrıdır.

Cennette bazı meyvelerin var olabilme hikmeti buradan gelir. Fakat farklı sahifelerde bu varlıklar temel özelliklerini korusalar da farklı nitelikler gösterir.

Bu açıdan birçok yaradılmışın asıl gerçeklerinin evrenin diğer sahifelerinde olduğu, benzerlerinin maddi evrenle sonlu, kısa ömürlü oluşu söz konusudur. Maddi evren mekânlarında en bariz etki, zaman ve mesafe üzerinedir. Ve bu dünyadaki yanlış yargılarımızın tümü zaman ve mesafedeki alışkanlıklarımızdan doğar. Bu yüzden Allah, mahşer olayına zihinlerde bir yaklaşım sağlamak için evren sahifeleri örneğini vermiştir. Mahşerde söz konusu olay, insanın başka bir mekâna intikalidir. Bu intikâl ise evrenin belli bir sahifesinin açılması demektir ki, biz onu; maddi mekânımızda boyutların ne tarz büküldüğünü seyredeceğiz. Özellikle Amme cüzünde birçok sûrelerdeki tanımlar bu mekân yıkımını dile getirmektedir. Böyle yıkılan bir mekân sahifesinin ardından açılan yeni bir mekân sahifesine intikâl edeceğiz. Sonsuz boyutların evrenin manyetik geriliminin bilinmediği bir çağda Kur’an bugünün ve yarının fiziğini getirmiştir.

• Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, Günaydın Gazetesi Ekleri, Kuran ve Bilim kitapçığından alınmıştır.

About Author /

Hizmetleri yurt sınırlarını aşmış; ilîm ve mânâ konferansları ile insanlığa hizmete koşmuş, bu yolda son nefesini vermiş ama son noktayı koymamıştır. Bu gönül sevdasının ışığını; nuru ile yol bulanların gönlünde ve eserleri ile yansıtmaya devam ediyor ve edecektir.

Start typing and press Enter to search