Canlılarda Program

İnsan ve Hayat

İnsan ve Hayat

Canlının matematik sistemi dediğimiz zaman, canlığın temsilcisi hücreyi tanımamız lazımdır. Hücre hakkında bilmemiz gereken temel bilgi şudur: canlının birim yapı­taşı oluşu. Hangi tarz canlı olursa olsun, mutlaka hücre sistemi içerisinde mütalaa edilir. En son gelişmeler dünkü bilgilerin tersinedir. Bütün hücrelerin temel yapıtaşı bakı­mından birbirlerine fevkalade yakın hususiyetler taşıdığı gösterilmiştir. Bir ot hücresiyle bir böcek hücresi, bir kele­beğin kanadının hücresi, bir hayvanın beyninin hücresi arasında yapıtaşı olması açısından fevkalade az fark vardır. Şimdiye kadar ateist bir görüşün bize aşılamak istediği şey, çok basit iptidâî bir hücre ile, çok gelişmiş bir hücre” felsefesidir. Halbuki, bu temelde kesinlikle yan­lıştır. Crick ve Watson’un DNA ‘yı keşfinden sonra, DNA üzerinde yapılan devamlı ve derin deneyler göstermiştir ki, bütün hücreler DNA dediğimiz harika bir molekül üzerine kuruludur. Bu DNA sistemi içerisinde bir çimen hücresinin, ne genetik kartları, ne de hayati vasıfları açısından, çok kompleks olduğu iddia edilen diğer hücrelerle, yapıtaşı olmak itibarıyla bir farkı yoktur. Bu, modern biyolojinin tesbit ettiği en mühim hadisedir. Çünkü, bu, temelinden tekamül safsatasını yok etmektedir. Hücrenin yapısında bir değişiklik olmamaktadır; öyleyse ne, neye tekamül edecektir? Dün hakir görülen bir salyangoz yahut bir karides hücresiyle fevkalade geliştiği ileri sürülen bir memelinin hücresi arasında, yapıtaşı bakımından hiçbir fark yoktur ki, gelişme olsun. Hücrelerin ana maddesi amino asit sanıldığı zaman zannediliyordu ki, gelişme hücre ile basit hücre sayılan şeyler, ayrı ayrı zengin amino asitlerden kurulmuştur. Halbuki, DNA ‘nın keşfi bütün bu görüşleri ortadan kaldırdı. En mükemmel formül, çimen hücresinde de, beyin hücresinde de aynıdır.

Nedir, peki, hücreler arasındaki fark? Matematik program farkı. Bunun ötesinde, bütün hücreler aynı Kudretle ve aynı mükemmellikte yaratılmıştır. Nasıl ki insanlar aynı şekilde yaratılmış, bir tanesi mühendis olurken bir diğeri fizikçi olmuşsa, hücrelerin ihtisaslaşması da buna benzer. Nasıl bir mühendisin bir işçiden farklı karaciğeri yoksa, aynen canlı hücrelerinin hepsinde de yapıtaşları temelde aynıdır. Farklı taraf programdadır. Bir mühendisin bir işçiden farkı yetiştiği programdan kaynaklandığı gibi, iki hücre arasındaki fark da programındadır. Binaenaleyh, her varlık kendisine takdir edilen bir programın temsilcisidir ve onun şahsiyeti o programdan gelmektedir-yapıtaşından değil. Bu, modem biyolojinin, henüz varamadıysa varmak zorunda olduğu kesin bir fizik noktadır. Ne kadar çalışırsa çalışsın, biyoloji, DNA ‘nın üstünde bir fabrikasyon bulamamaktadır. DNA ‘nın mükemmelliğinden sonra, artık “Bunun daha mükemmeli filan hücrededir” şeklinde bir hüküm çıkarılamayacağına göre, bütün hadise programda düğümlenmektedir. Biz beyin hücresini üstün vasıflı bir hücre sayıyoruz; fakat beyin hücresini tahlil ederseniz, çok basit birtakım teneffüs işlemlerini yapamadığını görürsünüz. Mesela, beyin hücresini mücerret olarak bırakırsanız gizli soluma dediğimiz “Krebs solunumunu” yapamaz. Ayrı bir hücre gelir, Krebs solunumundan elde ettiği oksijeni beyin hücresine verir;’ o sayed, hücre hayatını idame ettirir. Canlılıkta programın esas olduğunu teyid ederek, canlı bölümüne giriyoruz.

Bir canlıyı tarif etmek için yaptığımız bütün gayretlerin altında gizli birkaç sır vardır ki, eskiden aklı başında biyologlar tarafından biliniyordu. Yüz elli sene evvel yaşamış biyologlardan bazıları (mesela Virchow), hücrede mutlaka: bir hafıza var, diyordu. İşte, bir hafıza var demekle, bu programı kastediyordu. Bazıları hücredeki hadiseleri sevki tabiinin, yani içgüdünün bir parçası olarak görüyordu. Bunların hepsi o’ zamanki ilmin yanlış damgasından, ateist damgasından doğan yorumlardı. Yorumlar doğruydu, ama tarifler yanlıştı. Ateistler hücreyi basit-mükemmel diye ayırdığı ve onun içerisindeki asıl matematik programın varlığını oltaya koyamadığı için, başka bir yorum aramak zorunda kalıyordu. Şimdi bu matematik programlar nedir? Hücrenin yapısı nedir? Kısaca bir göz atalım.

Bir hücre, birtakım kimyevi maddelerin hususî şekilde kompozisyonundan doğmaktadır. Hususî şekilde kompozisyon diyoruz. Çünkü, arzımız üzerindeki hayatın temel taşı olan madde, karbondur. Karbon + 4 ve -4 değerler kazanabilen, ortaklaşa elektron kullanabilme sistemini, ortak bir orkestra teşkil etme sistemini en ideal şekilde kurulabilen bir elementtir. Bu hususiyeti haiz başka bir element gösteremeyiz. Mesela periyodik cetvelde karbon ailesinden silisyum vardır. Fakat silisyum bu hususiyeti çok sınırlı olarak göstermektedir. Silisyumun eksi değerleri yoktur. Mesela silisyum, devamlı olarak +4 değerini muhafaza eder, ama karbon +4 değer yanında -4 değer de alabilmektedir. Bu -4 değeri alacak, yani sekiz alternatifli başka bir madde yoktur -periyodik cetveldeki hususiyetlerine rağmen. Karbonun değer alabilmesi için, belli enerji alışverişlerine ihtiyacı vardır. Yani, karbon durup dururken canlı yapıya giremez. Organik yapı dediğimiz, organik kimya yapısı dediğimiz yapıya girebilmesi için, karbonun bir enerjiyle takviye edilmesi lazımdır ki, eksi (negatif) değerler kazanabilsin. En basitinden şekeri yapabilsin. İşte bu sisteme gelebilme hadisesi canlılığın ilk şartıdır. Şu halde, karbon eksi değere göre programlanmışsa artık organik karbondur. Kur’an’da canlının yaratılışı topraktan ve sudan başlatılmıştır. Bu tamamen ilmin vardığı neticelerin aynıdır. Topraktan, sudan yaratılmaktan kasıt, evvela mikrobun yaratılmasını da temsil etmektedir. Arz üzerinde evvela mikroplar yaratılmıştır. Bu mikroplar belli birtakım kimyevi maddeleri hazırlamakla vazifelendirilmişlerdir. Yani, programlanmış azot bakterileri, toprağın İçerisindeki bu maddeler, havanın azotunu alıp da aminoasidi yapmadıkça canlılar yaratılmayacaktır. İşte bunları programlayan, yani karbonu -4 değeriyle programlayan, toprağa ilk hayat unsuru veren Cenab-ı Hakkın bakteri programlarıdır. Yani karbon -4′e indirgenmiş, yanındaki azotla birleşmiş, amino asidini hidrojeniyle beraber teşkil etmiş ve bundan sonra artık bu bir fabrika şekline geçmiş; üretime geçerek bol miktarda -4 değerli karbon üretmiştir. Böylece canlılık tohumu toprağa serpilmiştir. Bu tohumlardan bize insanlık geldi demek değildir ama canlının kullanacağı materyal, yani azotun eksi değerli kısmıyla karbonun eksi değerli kısmını temsil eden bitkilerin kuruluşu bu sistemin, karbonun eksi değerli programlanmasıyla beraber ortaya çıkmıştır. Şu halde, canlılık dediğimiz hadise, karbonun, azotun eksi değerlerine bağlı hususî bir yapı taşıyan molekül sisteminden doğmaktadır. Bu molekül sistemine DNA diyoruz ki, şeker, fosfor ve amino asitlerden kuruludur. Bu kumlu düzen, kendi kendisine aynı figürleri monte etmek kabiliyetine sahiptir. Bizim, canlılarda üreme dediğimiz hadisenin ilk programı budur.

Bir DNA molekülü kendisinin bir benzerini alt vidalarına takarak aynı şekilde kendisini tekrar edebilir. Ama bunu yapabilmesi için aynı bir fabrikaya ihtiyacı vardır. Yani DNA ‘yı şişeye koysanız, üzerine de tekrar azot, fosfor, amino asitler ve ribozu ilave etseniz, bu canlı kendi kendisini devam ettiremez. Bir fabrika lazımdır.).” ki bunları teker teker vidalasın. Başka bir deyişle, yeni bir kompüter sistemi lazımdır. İşte bu kompüter sistemi hücre içerisinde kuruludur.

Hücre, organik maddeleri alıp bunları, belli programın kompozisyonlarına ekleyerek devam ettiren bir sistemdir. Bu sistemi daha yakından tanıyalım. Endoplazmik bir vasat içerisinde şeffaf kıvamlı bir sıvı. vardır. Bu sıvı, temeli suya dayanan büyük bir iyon şebekesidir. Bir hücrenin içerisinde, evvela kendi hayatını devam ettirmek, ondan sonra kendi DNA’larının zincirlerini uzatmak, yani kendisinden sonraki hücreye ‘hammadde hazırlayabilmek için beş altı çeşit fabrika faaliyet gösterir. Bu fabrikaların her birisi, bugün hayretle seyrettiğimiz kimya fabrikalarından çok ileri seviyededir. Mesela en gelişmiş memleketlerin çeşitli mamuller imal eden kimya fabrikalarını nazara alınız. Bunlar, belli maddeleri, belli maddelerle karıştırarak ortak bir madde yapmaktadırlar. Halbuki hücrenin içerisindeki kimya fabrikalarını teşkil eden mitokondriler; ribozomlar, istedikleri maddeyi, istedikleri maddeyle birleştirerek vidalamaktadırlar. Bugüne kadar hiçbir kimya fabrikası belli hammaddeleri, yani karbon, azot hidrojen gibi maddeleri alıp da istediğini, istediğine vidalayacak mükemmelliğe ulaşamamıştır. En basit bir yapıya sahip olan petrol laboratuarlarda yapsak bile kullanılır miktarda bol bir istihsali temin edecek fabrikasyona sahip değiliz. Halbuki bir hücre-, daha karışık kimyevi maddeleri, içerisindeki beş altı tip fabrika ile- hücre şehrinde bu fabrikalardan 2 veya 3 bin tanesi mevcuttur -çok mükemmel olarak yapmaktadır. Bir hücreye baktığınızda, daha çekirdeğine inmeden binlerce akıl almaz kimya fabrikasıyla karşılaşırız. Bu fabrikalar canlı için yapısı olan bütün maddeleri birbirine bağlayıp çözerek yeni bir nesle hizmet için programlanmıştır. Bütün bu hizmetlerin bir gayesi vardır: kâinatın en mükemmel canlısı olan insana yaklaşım.

Mesela kâinatın en çalışkan bakterisi sayılan, topraktaki azot bakterisi, durmaksızın azot yapar, azot bağlar. Bütün gayesi, bağladığı azotun daha mükemmel bir moleküle ulaşmasıdır; buna göre kompüterize edilmiştir: Bakterinin bunun farkında olması veya olmaması mühim değildir. Bu bakterinin yaptığı azot bir bitkinin dibine geçtiği zaman bitkide bütün gayesi daha mükemmel bir moleküle ulaşabilmektir. Bitkilerin birbirinden tatlı meyveleri ve süslü çiçekleri, mükemmel bir canlı olan insana ulaşmak içindir. Kâinatın mükemmel nizamını, yani, bu canlı fabrikasyonunu seyrederken bu kaideyi hiç unutmamak lazım gelir. Azot bakterisinin yaptığı aminleri kökü vasıtasıyla, bin bir zahmet içerisinde havanın karbonunu tekrar indirgeyip glükoz yaparak kendisini bize hazırlayan ve takdim eden bir elma, mutlaka, insanın yemesi için yaratılmıştır. Eğer insanın yemesi gaye edinilmeseydi, elma yalnız kendi çekirdeğini yapar, kaba bir kılıf içerisine kordu. Bu meyve çam ağacında olduğu gibi rüzgarla yere düşer ve sonra da yeşerip yeni bir ağaç olurdu. Ama öyle yapılmamakta, ortaya lezzetli bir meyve konmaktadır. Onunla da yetinilmemekte, bu leziz meyve süslü, cazip bir ambalaj içine yerleştirilmektedir.. Elmanın içindeki vitamin insanin günlük ihtiyacı kadardır. Bir elma mümkün olsa da çıkıp “Ben insan için yaratılmadım” dese, karşısına başka bir akıllı elma çıkar ve “Yalan söylüyor,” der. “İçinde şu kadar C vitamini var, şu kadar +2 değerli demir var. Bunlar bir insanın günlük ihtiyacıdır.” Çünkü Yaratıcı, insanın kompüter programını bilmektedir; elmayı da ona göre programlamıştır. İşte kâinattaki harika sanatın en hassas noktası budur. Size verdiği C vitaminini çürütmemek için +2 değerli demir koymuştu. :Eğer elmanın içerisinde +2 değerli demir olmasa C vitamini bir müddet sonra bozulacaktır, zira fevkalade dayanıksız bir maddedir.

Dahası var: C vitaminini muhafaza etmek için elmanın ,ihtiva ettiği bol miktardaki meyve asidi midede asidi arttırıcı, yani sindirimi rahatsız edici tesir yapmaktadır; Bunun için elma tabldotuna karbonat iyonu konulmuştur. Bir elma yediğiniz zaman geğirirsiniz. Bunun sebebi, elma suyunun içerisinde bulunan karbonat iyonudur. İlahi kudret öyle bir kompozisyon yapmıştır ki, sizi o meyveyi yiyecek şekilde programlarken elmaya da bumun karşılığı olan programı vermiştir. Elma size hizmet etmek zorundadır. Daha büyük bir gayeye, daha büyük bir varlığa, daha büyük bir sisteme dahil olmak için çalışır. Bunların hepsinin ötesinde, Allah’ı sezebilen bir gözün arkasına gidip; oralarda dolaşabilmek için, moleküller adeta yarış halindedir.

• Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, Yeni Asya Yayınları, İnsan ve Hayat kitabından alınmıştır.

About Author /

Hizmetleri yurt sınırlarını aşmış; ilîm ve mânâ konferansları ile insanlığa hizmete koşmuş, bu yolda son nefesini vermiş ama son noktayı koymamıştır. Bu gönül sevdasının ışığını; nuru ile yol bulanların gönlünde ve eserleri ile yansıtmaya devam ediyor ve edecektir.

Start typing and press Enter to search