Kuran’ın Fizik Mucizeleri

Kuran ve Bilim

Kuran ve Bilim

Kur’an’ın bilimsel mucizeleri saymakla bitmez. Şüphesiz bunların farkedilmeleri için engin bir fizik bilgisine ihtiyaç vardır. Zaten evrenin yaradılışındaki şaheser sanat, bir yandan ahengi, bir yandan matematik ve fizikle ihtişamı sergilemektedir.

Bu gerçek açıdan bakınca fizik Allah’ın bir kader sistemidir. Bazı kıt düşüncelilerin sandığı gibi Fizik, bir madde ilmi değil, evren nizamıdır. Çeşitli kitaplarımızda, birçok ayetlerin yorumunda bu fizik inceliklere değindik. Bu kitabımızın konusu içinde evrendeki temel fizik yasalarını dile getiren 4 ayeti açıklamak istiyorum.

Bugün, modern fiziğin en zirvedeki bir bilim adamına sorsanız,

—Evrendeki en önemli fizik yasaları hangisidir? Deseniz, vereceği cevap:

1- Parite (Zıt eşler) gerçeği,

2- Gravidasyon ve jiroskobik hareket,

3- Black-holes olayı (Kara delikler)

4- Zaman kavramı ve Tachyonlar olacaktır.

İşte biz, Kur’an’ın fizik mucizeler bölümünde bu 4 önemli olayı açıklayan 4 ayetin yorumunu vereceğiz.

1- Parite için (S.36-A. 36)

2- Gravidasyon ve jiroskobik hareket için (S.81 – A. 15-16)

3- Black-holes için (S.56-A.75)

4-Tachyon ve zaman için (S.32-A.5, S. 70-A.4)

A- PARİTE GERÇEĞİ VE KUR’AN:

Modern fiziğin temel gerçeklerinden biri Parite (Fr. Paritl İng.)’dir.

Tüm varlıkların zıt eşler halinde birlikte yaradılışını ifade eden bu kural, tüm fizik olayların temelinde yatan bir gerçektir.

Pariteyi günlük hayatımızda kabaca elektriğin müsbet-menfisinde mıknatısın kuzey ve güney kutuplarında farkederiz.

Günümüzün fizik bilginleri Carl David Anderson‘un pozitronu keşfetmesini fizik bilimleri açısından doruk noktası sayarlar. Zira bu sayede günümüzün en büyük 5 fizikçisinden biri sayılan Dirac, Parite gerçeğini bulmuştur.

Dirac şöyle demektedir. Bir kuant (Enerji birimi) belli bir yönde mekân ilgisi kurar, bir şpin (Uydu hareketi) hareketi yaparsa zıd yönde aynı vasıfta başka bir kuant doğar.

Yani her varlık zıd ikiziyle birlikte doğar. Bu çift oluşun en ünlü örnekleri,

Elektron zıd ikizi pozitron,

Proton zıd ikizi antiproton,

Nötron zıd ikizi Antinötron,

Nötrino zıd ikizi Anti nötrino,

Madde ve anti madde kavramlarına yol açan her gerçeğin saptırılmış, abartılmış hayali yönleri fizik ve dolayısıyla konumuz dışındadır.

Şimdi bu temel bilginin ışığı altında Yasin Sûresi’nin 36. ayetini okuyalım. (Sûre 36, Ayet 36).

“O Sübhan ki,

Her şeyi çift yaratmıştır;

Arzın çıkardıklarından,

Ve nefslerinizden,

Ve daha nice bilmediklerinizden…”

Ayeti biraz daha açarsak, O Allah Sübhan’dır (Her türlü kayıttan münezzehtir). Her varlığı ise çift yaratmıştır. Bu çift yaratılma olayına ayet üç noktada özetliyor.

a) Arzın bitirdiklerinden,

b) Kendi nefslerinizden,

c) Daha nice bilmediklerinizden çift yaratılmıştır.

Çift (Ezvac) deyiminin lâtince karşılığı paritedir. Nitekim ayetin ikinci maddesi çift kavramına insanın örnek vermesiyle zıd eşler kasdedildiğini (Erkek-Dişi) vurguluyor.

Ayet yalnız (a) ve (b)’yi kapsasa idi; ki normalde akla böyle olması gelir; o zaman, parite gerçeği ile ilgi kuramayacaktık.

Hâlbuki ayetin başında “Herşeyden çift yarattık” diye başlıyor ve (c) şıkkında daha nice bilmediklerinizden çiftler (zıd eşler) yarattık buyuruyor.

Özellikle, “Arzın çıkardıklarından başka daha nice eşler yarattık” buyurulması ve bunların “Nice bilinmeyenler” tanımı ile vurgulanması, çok açık ve net bir şekilde parite gerçeğini beyandır.

İkinci maddede “Arzdan çıkanlar, arzdaki çiftler dışında bilmediğiniz nice çiftler yarattık” diye buyurulması parite gerçeğinin evren içinde geçerli olduğunu bildiriyor; modern fizikteki parite de bu istikamettedir.

Arzın çıkardıklarından kastın bitki olmadığı aşikârdır. Eğer öyle olsaydı başka deyim gelecekti. O halde ayet parite gerçeğine tam bilimsel bir tanım getiriyor. Şöyle ki; siz zıd eşleri üç grupta göreceksiniz.

a) Nefslerinizdeki çiftler, (Zıd eşler) bu hüküm canlılar için geçerli paritelerdir.

b) Arzdaki gördüğünüz çiftler (Zıd eşler) iyonlar, elektriksel ilgiler, manyetik kutuplaşmalar; yani maddenin kaba yapısındaki tüm eşler olayları,

c) Bilmediğiniz ve arza özel olmayan parite ilgileri; ki bunlar bugün için bildiğimiz-kadarıyla:

1- Kuantın manyetik eksenlere göre çift yönde şpin ilgileri,

2- Enerjinin emilip salınma olayları. Bu gerçeği henüz laboratu varlara getirebilmiş değiliz; Ancak uzayda Quasar ve Black-holes‘lerde görebiliyoruz.

3-Cazibe ile ona karşı gelen Jiroskobik dönme kuvveti,

4-Boyutlar arasındaki çift oluşlar; özellikle zaman boyutu ile diğer boyutlardaki zıd eşlikler. (Kaziref ve Einsteyn teorileri) ve daha nice bilmediğimiz çiftlerin sırrı, Ayeti Kerime’nin hikmetleri elbette bunlardan ibaret değildir.

Bunlardan bir iki örnek vermek istiyorum. Konumuz dışı olmasına rağmen Kur’an’daki bir ayetin ne geniş kapsamlı olduğunu göstermek açısından bu ek açıklamayı gerekli gördüm.

Arzın çıkardıkları çiftler; yani zıd eşlerin kapsamında birbirine benzeyen zıd kökenli elementler özellikle önemlidir. Bu çift oluş sırrı birçok yönlüdür.

Meselâ tam zıd karakter açısından metal ve ametaller sözkonusudur.

Zahirde çok benzemesine karşılık fizik karakterleri tam tersidir. Bizmutla demir gibi. Biri manyetik kuvvetleri yaklaştırır, diğeri uzaklaştırır.

Diğer taraftan nefslerimizdeki çift yapı da birçok yönden zıd eş niteliğindedir. Mesela tam ters karakter çizgisi açısından cesaret ve korku, zulüm ve merhamet gibi. Bazı karakterler ise tamamen benzer görünümdedir. Fakat tarzları zıddır. Riya ve mudara (Bir çeşit hoşgörü tarzı) vahşet ve cesaret gibi.

Bu ayet, başlangıcında emrettiği gibi benzersiz oluşu, zıddı ve benzer eşi olmayışı yalnız Allah’a has bir hikmet sayılmaktadır. (Sübhanellezi) Yaratılanlar ise çeşitli açılardan çift, yani benzer zıdları temsil etmektedir. Acaba yaratılmalarındaki bu çift oluş sırrının hikmeti nedir?

Ahadiyyet ve küfüv’ü olmamak Allah’a has bir özelliktir. Bu özelliğin tersi, tüm kuralların temel karakteridir. Yani:

a) Birçok olmak,

b) Zıddı ve eş dengi olmak. İşte çift yaradılışın temel hikmeti budur. Parite teorisindeki fizik olayı nedeni de bir yerde aynı hikmetten doğmaktadır. Evrendeki büyük manyetik gerilim mekân kanalına şpin (Peyk dönmesi) yapan bir kuant, eğlemine karşı bir eylem koymakta ve zıd eşini doğurmaktadır.

Black-Holes‘in durumuyla bir başka mekânda her black-holes’e karşılık bir Quasar varlığı, yine yaradılışın bu zıd eşler ilkesini doğrulamaktadır.

B) GRAVİDASYON VE JİROSKOBİK HAREKET:

Evrendeki tüm maddi varlıklar özlerinde mevcut cazibe gücüyle ayakta durur. Ne var ki, eğer bir başka etki olmasaydı, tüm madde evreni birbirine hızla yapışır, tek bir cisim haline gelirdi. Maddesel evrenin dengesi jiroskobik hareketin, itme gücüyle sağlanır. Bu yüzden, tüm maddi varlıklar, sonu gelmez bir dönme hareketini devam ettirir durur.

Elektron, atom çekirdeği etrafında, Güneş, Samanyolu ekseni etrafında aralıksız dönmekte, böylece cazibeye (Gravidasyon) karşı koyarak hayatını sürdürmektedir.

Eğer cazibe olmasaydı hareket eden bir cisim evrenin sonsuzluğuna fırlar kaybolurdu. Jiroskobik itme gücü olmasaydı bir kitleye yapışır yok olurdu.

İlerde bahislerde de göreceğiniz gibi, maddi evrenin yaratılışındaki parçacıklar teorisi bu iki gizli kuvveti maddi evrenin var olma şartı kabul etmektedir.

Şimdiye kadar gravidasyonu; yani cazibeyi gereğince tanımlamak mümkün olmamıştır.

Kur’an cazibe için jiroskobik itme gücünün zıddı anlamına gelen bir tanım getirmiştir. Bundan güzel bir fizik kavramı olamaz.

Sûre-i Tekvir (S. 81, A. 15)

“Fela uksimu bi’l Hünnes”

Yok artık, Hünnes‘e kasem ederim. (Ondan daha örnek işaret olamaz).

Hünnes’ten önemli misal olamaz. Burada Hünnes’in iki anlamı vardır. Tek başına Hünnes, pusan içine çekilendir. Ancak, Lügatta Hünnes harekete kıyas edilerek kullanılırsa tersine hareket ederek içine büzülme anlamına gelir. Nitekim bu ayetten sonraki ayet açıkça akıcı bir orbit hareketinden bahsetmektedir.

“El cevaril Künnes” Künnes: Bir hareketin amacı, güzergâhı, yörüngesi, orbiti, mekân çizgisi demektir.

Ayetin anlamı: Mahrekinde hareket edene demektir ki, tam anlamıyla jiroskobik hareket gücünü tarif etmektedir. O halde iki ayet birlikte özüne dönüp pusan kudrete (Gravidasyon-cazibe) ve mahrekinde akıp gidene kasem ederim şeklinde çevrilir.

Burada ve Kur’an’da sık sık “Kasem” deyimi geçmektedir. Başka lisanlarda pek karşılığı olmayan “Kasem” tanımını açıklamak isterim. Kur’an’da ve genelde Arapça’da kasem yemin demektir. İki tarzda geçer, ya bizzat kasem kelimesiyle veya cümlenin başına Ve harfini alarak ancak Arapça’daki bu tarz kasemler bizim lisanımızdaki yemin kavramından farklıdır.

Arap edebiyatında kasem, özellikle şahit ve delil anlamında kullanılır, vallahi demek dahi Allah’a yemin ederim değil, Allah şahit olsun demektir.

Yine Arap edebiyatında birçok önemli konuların anlatılmasında bilimsel gerekçelere kasemle başlanır. Kur’an’da kasem genellikle bilimsel gerçeklere örnek anlamındadır. Allah bir emri verirken yıldızların, güneşin nizamını delil göstermek bu gerçekleri vurgulamak için kasem sözcüğünü kullanır.

İşte bu ayette de Allah, sûre içinde kıyamet olayını anlatırken evrendeki en önemli fizik yasağını örnek bir anlamda şahit gösteriyor. Yani mahşer nasıl olabilir ki? sorusuna otomatik bir cevap olarak maddi evrenin en büyük fizik yasasını örnek gösteriyor:

Cazibeye (Gravidasyon) ve Jiroskobik hareketin itme gücü gerçeğine kasem ederim, buyuruyor.

“Fela uksimu” ile perçinlenmiş Kasem deyimleri, çok büyük gerçekler için kullanılır. Ayetin böyle başlaması, gösterilen örneğin evrendeki en önemli olaylardan biri olduğunu göstermektedir. Ve de, fizik ilmi bu sırrı bugün aynen kabul etmektedir.

İki ayeti kerimede beş kelime içinde bildirilen bu önemli fizik yasasının inceliklerini yine bu beş kelime içinde bulmak mümkündür:

a) Evren dengesini simgeleyen iki önemli olaydan; yani gravidasyon ve jiroskobik ha­reketten önemli ve asıl olanı cazibedir. (Gravidasyon) bu yüzden ayet önce Hünnes’i zik­retmiştir.

b) Cazibe gerçeğini kavramak mümkün değildir. Ancak onun hareket enerjisini iten sırrını tersine bir kavram içinde sezilmesi gerekmektedir ki, ayet, önce tamamen bilinmez olan Hünnes’i zikrederek sonra mahrekteki bu hareketin; yani jiroskobik hareketin tersi kavram olan gravidasyona yaklaşmamızı sağlamaktadır.

c) Bugün yeryüzünün tüm fizik labora-tuvarları gravidasyonun sırrını çözmek istemektedir. Hâlbuki Kur’an bu sorunun ceva­bını 15 asır evvel vermiştir.

Hünnes: Yani Pusan, kendi içine ters bir hareket eylemiyle dönen kudrettir.

İşte kıymetli okuyucularım, Kur’an’ın en önemli mucizevî hikmetlerinden biri ciltlerce kitapların ifade edemeyeceği gerçekleri kendi sistemi içinde birkaç kelimeyle anlatmış olmasıdır.

Kur’an’ın ilâhi kitap oluşundaki hikmet böylesine açıktır.

Kur’an ayetleri arasında öyle hükümler vardır ki, onların uygulanmasını zor sanırız. Hâlbuki gün gelecek bu hükümler beşeriyeti içine düşeceği çıkmazdan kurtaracaktır. Bu ayetle Arapça deyimler arasındaki bağlantıyı bir kez daha vurgulamak istiyorum.

16. ayetteki Elcevaril kelimesi temel yorum maddesidir. Zira Elcevaril mutlaka belli bir güzergâha tekrarlanan hareketi temsil eder. Künnes bu hareketi yürüten faildir. Kesinlikle jiroskobik hareketi temsil etmektedir. 15. ayetteki Hünnes kelimesi Elcevaril kelimesine kinaye hareketin tersi, kendi içinde pusma, tersine hareket demektir ki; tam anlamıyla gravidasyonu temsil etmektedir. Fela uksimu bil hünnes, Elcevaril Künnes işte bu harikalar harikası fizik yasalar topluluğu bu iki kelimede gizlidir.

C- EVRENDEKİ KARADELİKLER:

(Madde evreninin en büyük sırrı)

Sure-i Vâkia (S. 56-A. 75) “Fela uksimu bi Mevakı ‘innucûm” diye başlar. Bir önceki bahiste gördüğümüz gibi Allah yine büyük bir evren sırrını göstermektedir:

“Kaybolmuş, yok olmuş yıldızların mevkiine kasem ederim” ve ayet çok ilginç bir cümle ile devam etmektedir. “Ve innehu lekasemun lev Ta’lemûne azîm” Ah bir bilseniz! Bu kasem, ne azim, ne azametli bir Kasem’dir” Âyetin geçtiği sûre, müthiş olay anlamına gelen Vâkıa’dır.

Şimdi yeryüzünün en büyük fizikçilerine gidip sorunuz, evrendeki en müthiş olay nedir? Verecekleri cevap: Kara delikler (Black-holes) yani kaybolmuş, yok olmuş, yıldızların mevkileri olacaktır. Kur’an’daki bu akıl almaz mucizeyi göremiyor musunuz?

Şimdi önce bir yıldızın ölüp, kaybolma öyküsünü, fizik biliminin en yeni bulgularının ışığı altında inceleyelim:

Bir yıldız nasıl ölür? Fizik ve astrofizik uzaydaki incelemeleri meseleyi bugün büyük ölçüde çözmüştür. Bir yıldızın enerji bittiği zaman önce molekülleri hareketlerini kaybeder ve üst üste yığılır, dolayısıyla yıldız büzülür, küçülür. Bir süre sonra da elektronlar atom çekirdeklerinin merkezine düşer. Böylece yıldız atom çekirdekleri yığını haline gelir. Bu anda milyonlarca kez küçülmüş fakat cazibesi ve yoğunluğu değişmemiştir. Elek­tronların çekirdeğe düşmesi nedeniyle çekirdekten kuantlar, ışık dalgaları yayılır, bu yayılma ritmiktir ve bir nabız gibi atar. Bu ölü yıldızların kalbindeki son darbelerdir ki, 0.01-0.02 saniye aralıklarla salınan bu ışınlar nabız gibi görünüm verdiğinden bunlara pulsar denir.

Güneşimiz gibi oldukça küçük sayılan bir yıldızın ölüm akibeti budur. Eğer yıldız daha büyükse; büzüldüğü zaman meydana gelen nötron yığınındaki gravidasyon öylesine şiddetli olur ki, tüm nötronlar çözülür, şiddetli bir cazibe yığını teşekkül eder. Bu anda maddi görünüm kuant olarak da maddenin atom çekirdeği olarak da yok olmuş, evrende adeta siyah bir delik (Black-Holes) kalmıştır. Bu noktaya Rus bilim adamları Yıldız mevkii, Amerikalılar siyah delik adını verir. Peki bu deliği nasıl fark ediyoruz? İlk kez bu deliği çevresinden geçen her cismi yok eden her şeyi emen yönüyle tanıdık.

Boston Üniversitesi’nden Prof. Reimeo Rovini fark etti. Dr. John Willer de kara delik ismini verdi.

Bu olay fizik anlamda bir gravidasyon şokudur. (Gravidasyon kollaps) nitekim Einstein‘in talebelerinden Auben Heimer ve Schneider evrendeki dengeyi iki karşılıklı olaya bağlıyor. 1- Termonükleer genleşme, 2Karadelikler.

Bu deliklerin çevresinde geçen her maddesel varlık, yıldız, ışın, yok olmakta, akıl almaz cazibe tarafından emilmektedir. Hatta zamanda bile bu nokta yakınında süratlenme olur, sonra emilip yok olur.

İşte ayeti kerime, müthiş olay ismini taşıyan sûre içinde bu gerçeği örnek göstererek (Kasem ederek) mahşeri tamamlar. Yok olmuş yıldızların yerine yemin ederim. Ah bir bilseniz ne azametli bir yemindir. (Bir şahittir)

Kur’an’ın bu kadar açık mucizesi karşısında herkesin tüm vesveselerinden sıyrılıp ona koşması kaçınılmaz bir bilim emridir. Yıldız mevkileri; karadelikler konusunda ünlü fizikçilerin (Yukarıdaki bahsettiğimiz ilim adamlarının) çok ilginç tahminleri vardır. Bazıları; “Bu delikler maddesel varlıkları şiddetle emerek evrenin çok uzaklarına fırlatıyor” diyorlar. “Bu delikler hizasına gelen maddesel varlıklar başka boyutların, başka mekânların içinde madde ötesi nitelik kazanıyor” diyorlar. Son görüş, Kur’an’da da emredilen bazı âlemler gerçeğine yakındır.

Ayeti kerimenin taşıdığı diğer hikmetlere gelince:

a) Kıyametle, tıpkı yıldız mevkilerinin akıl almaz sırrı gibi sizi başka bir mekâna intikâl ettireceğim diyor,

b) Ölüm sandığınız gibi bir yok oluş değildir; bakın, yok olmuş görünen bir yıldızın mevkiinde bile nice hikmet dolu başka bir hayat sırrı var. Siz de öldük sandığınızda daha güçlü bir yaşayışa rastlayacaksınız.

c) Hilkatin; yaradılışın önemli bir sırrı olayların başladığı çizgiden geri dönüş hikmetidir.

Manyetik gerilim bahsinde göreceğimiz gibi, evrendeki akıl almaz kudret madde mekânında kuant tercihleri yapıp milyar kere milyar atomu meydana getirir. Aynı zamanda bu kudret, yıldız mevkilerinde olduğu gibi, yeniden gravidasyonun bir başka sırrı olan manyetik gerilimlere döner. Varolup, aynı çizgide tersli düzlü istikametlere yürür durur.

Cenab-ı Hak bu ayette “Ah bir bilseniz, o ne büyük bir Kasem’dir” (Şahittir) derken işte, hilkatin bu büyük yasasına işaret etmiştir.

Evet, bu ayet gerçekten evrenin en bilinmez sırlarından birini apaçık bir mucize sırrı içinde beyan etmiştir. Mahşerde mekânlardan mekanlara geçerken, bu ayetin sırrını bizzat yaşayarak öğreneceğiz.

D- TACHYONLAR VE ZAMAN KAVRAMI:

Einstein, fiziğe çok ilginç belgeler getirdi, zaman gerçeğini boyut olarak tanıttı sonsuz boyutlarla evrene bilim adamlarının daha gerçek yaklaşım sağlamalarına vesile oldu. Fakat maddecilerin şerrinden bir türlü kurtuLamıyordu. Bir hata ile hız ve maddenin sınırını sabitleştirmeyi denedi. Eğer Dirac ve Heinsenberg gibi çok büyük fizikçiler olmasa bu hatayı da yapacaktı. Einstein lorentizm hız sınırı olayı nedir? Kütle-Hız ve zaman arasında bir bağ vardır. Kütle gerçeği var oldukça bir cismin sür’ati 300.00 km./sn.’den çok olamaz. Bir çok maddesel olaylarda geçerli olan bu ilke temelde pek haklı noktaları temsil ediyorsa da ne var ki, evrene yaygınlaştırmakta büyük hata vardır. Nitekim Prof. Gerard Feinberg (Kolombiya fizik hocası). Ve de Syrinkoff, evrendeki örnekleri şahit gösterir.

Bu sür’atin rahatlıkla birkaç katına çıkma imkânını fiziğe getirdiler.

Uzay çalışmaları, enerjisi bitmiş kütleleri, kütlesi bitmiş enerjileri belirlemiş işte her olay sırasında da Syrinkoff ışını ve Tachyon dediğimiz hızı 2-10 C olan (Işık hızı: C) ışınların varlığı kabul edilir. Şu halde enerji bağımlılığı temel şartı ile çok sür’atli cisimler hızlarını 2-10 C. yaparken o zamanda bu ışınlar ile genleşmiş olur. Ve de 1000-50.000 TL. olur. (T: Dünyamızdaki zaman akış miktarı) özellikle bazı kozmik cisimlerin yan ömürlerinin tetkikinden anlıyoruz ki, evrenin muhtelif yerlerinde zamanın akış hızı değişiktir.

Bütün bu gerçeklerden çıkan sonuç şudur:

a) Evrenin muhtelif yerlerinde zamanın akış hızı farklıdır.

b) Hızı 1.C. üstünde olan ışınlar kesinlikle görülmez ve izlenemez. (Tachyon)

c) Bir tachyon bir kütle kazanırsa, sür’ati 1.C.’den aşağı düşmeyle görülür hale gelir.

d) Tachyonlar çevresindeki zaman çok genleşmiş, etkisi silikleşmiştir.

e) Tachyonlar, görülür hale gelirse, yani sür’atten düşünce çok büyür; küçük bir noktadan büyük bir mekâna gelir.

f) Tachyon ve benzeri varlıklar evrenin bir mekâna intikâlde sonsuz yaklaşım sağlar. Adeta zamandan etkilenir. (Zaman zaman genleşmiş, sür’atleri binlerce ışık hızına dönüşmüştür.)

Acaba Tachyonlar hakkında Kur’an bize ne bilgi veriyor? (Sûre 32-Ayet 5)

“Gökten yere kadar her işi O tedbir eder, sonra sizin saydığınız hesapla bin yıl tutan bir günde yine O’na yükselir.”

(Sûre 70. Ayet 4): “Melekler ve Ruh (oraya) miktarı (Dünya senesi ile) ellibin yıl olan bir günde yükselip çıkar.”

Bu ayetler bize hangi mesajları veriyor?

1- Madde ötesi eylemlerde zaman genleşir; yani, bir anlamda bizim mekânımızdaki şiddetli etkenliği zayıflar.

2- Özellikle ikinci ayette: Melek ve ruhların korkunç bir sürate sahip oldukları, bu varlıkların sür’ati maddenin maksimum sürati üzerinden CN = CX180000002‘dir.

3- Madde ötesi varlıklar, bu akıl almaz sür’atleri içinde, madde evrenine intikal edince (Efendimize Cebrail‘in gelişi) ya çok büyük cisimsel bir varlık olur, ya da başka mekândan bize bir ışınlama olayı ile yansır.

4- Gravidasyon (Kitle cazibesi) ile jiraskobik hareket, zaman eylemli maddesel görünümlerdedir. Evrenlerde başka mekânlar da vardır ki burada gravidasyon eylemi zaman koordinatı ile güdümlü değildir. Sürat sonsuza yakındır. Madde ile madde ötesi arasındaki fark bir açıdan sür’ate bağlıdır. Sür’at, belli bir sınıra kadar hızlı ise, o olay zaman eylemine büyük ölçüde uyar ve maddedir. Sür’at Tachyonlarda olduğu gibi belli sınırı geçtikten sonra zaman eylemine karşı yavaş yavaş bağımsızlaşır. Zaten âyet-i Kerime’ deki akıl almaz bir mucize de 50 bin yıldan bahsederken; sizin zamanınızla 50 bin yıldır diyeceği yerde sizin miktarınızda 50 bin yıl şeklinde emredilmiştir. Burada âyet, açıkça mesafelere karşı hızın şiddetini dile getirmektedir ki, tam bu günkü sür’at ve mekân kavramlarına uyar.

5- Varlıklar kavramı, geniş bir fizik sistemler meselesidir. Bizim gözlediğimiz madde ise sınırlı hızların ve zaman eyleminin etkisinde özel bir mekândır.

6- İnsan, ruh yanı ile sonsuz sür’at eylemine intikal edebilir.

7- Evrende bir varlık, hız kaybederek madde evrenine intikâl edebilir.

O halde bu iki âyet, 15 asır önce zaman ve eylemleri konusunda hiç bir ilmî yargının olmadığı devirde modern fiziğin madde ve ötesi konusundaki tüm gerçeklerini dile getirmektedir. Özellikle maddeyle zamanın genleşme etkisine ve sür’at meselesine bağlanmaktadır ki, modern fizikte madde tanımı budur. Bu Ayet-i Kerime birçoklarının zihninde bir soru olan Azrail’in aynı anda dünyanın muhtelif yerlerine intikâli meselesini pek güzel açıklar.

Kara deliklerde maddenin yok oluşu da bu sür’at değişmelerinden doğmaktadır.

Madde, belli bir enerjinin üç boyut ve zaman eylemi içinde çok dar bir kanal seçmesinden doğmaktadır. Bu kuant kanallarında sürat Lorentz‘in formülündeki 300.000 km. Sn. limitini aşmaktadır. Kara delikler veya bir başka şiddetli Gravidasyon (Çekim) onları bu dar kanal bağımlılığından kurtarmaktadır. Böylece madde, başka mekânlarda başka sür’atlerle yeni varoluşlara dönmektedir.

Ruh ve meleklerin sınırsız sür’ati ise onlara başka evrenlerde bağımsız intikâller sağlamaktadır.

İşte Syrinkoff’un ve Feinberg’in aradığı çılgın sür’atli ışınlar (Tachyon) bir anlamda meleklerin özelliğidir.

Kur’an’ın zamanın da genleşmesi ile ilgili âyeti verirken, aynı zamanda, zamanın eyleminde akıl almaz hızlara sahip meleklerden söz etmesi, açıkça zaman-hız ve varlıkların sistemi arasındaki fizik ilgiyi beyandır.

Zaten âyetin mucize azameti, zaman genleşmesini melek ve ruhlara kıyas etmesiyledir. Fiziğin bütün can alıcı ilkeleri eksiksiz Kur’an’da yer almıştır. Elbette bizden sonra da nice hikmetler evrenden bilinip öğrenilecektir.

• Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, Günaydın Gazetesi Ekleri, Kuran ve Bilim kitapçığından alınmıştır.

About Author /

Hizmetleri yurt sınırlarını aşmış; ilîm ve mânâ konferansları ile insanlığa hizmete koşmuş, bu yolda son nefesini vermiş ama son noktayı koymamıştır. Bu gönül sevdasının ışığını; nuru ile yol bulanların gönlünde ve eserleri ile yansıtmaya devam ediyor ve edecektir.

Start typing and press Enter to search