Kansere Neden Yakalanıyoruz?

Kanser

Kanser

Bir önceki bölümde sıraladığımız sebeplerle doğan kanser hücresi, normalde lenfositler tarafından imha edilir. Peki, buna rağmen neden kanser oluyoruz?

1. Kanser hücresini doğuran tesirler sürekli kanser hücresi doğurmakta ve lenfositlerin gayretine rağmen bu hücreler hızla çoğalarak kanserli dokuyu meydana getirmektedir.

2. Lenfositler kemik iliğinde kafi sayıda yapılamamakta veya güçsüz lenfositler imal edilmektedir. Bugüne kadar kansızlık konusunda olduğu gibi beyaz kan serisi hücrelerin miktar ve mahiyetleri iyi araştırılmamakla beraber, kemik iliği depresyonlarının, güçsüzlüklerinin böyle bir neticeyi doğurması muhtemel sayılmaktadır. Nitekim kanserojen olarak tanınan birçok kimyevi madde, aynı zamanda kemik iliğine zehir tesiri yapan maddelerdir (ışın, benzol, benzpyrene, v.s.). Hatta kirli havanın bile kanserojen tesirini bu yolla yürütmekte olduğu düşünülmektedir.

Daha önemlisi, temiz havanın, bitki örtüsü kuvvetli olan yerlerin, hatta evdeki büyük yapraklı bitkilerin kemik iliğine hayat verdiği kesinlikle bilinmektedir. Kır kesimlerinin veya şehirlerde dış mahallelerin daha sıhhatli bir hayat için tercih edilmesi gerektiği, artık her ilim adamı tarafından kabul edilmektedir.

Kemik iliğine akseden zehirli maddeleri karaciğer yok etmekle vazifeli olduğundan, karaciğerle kemik iliği arasında ‘da vazgeçilmez bir sağlık birliği vardır.

Sağlıklı lenfositler için şimdilik bildiklerimiz bunlardır.

3. Lenfositleri vücudun en ücra köşelerine götüren lenf damarlarının çok sıhhatli bir kuruluşa sahip olması gerekir. Çeşitli sebeplerle bu akım kesilirse o bölgenin lenfositlerce kontrolü imkansızlaşır. Bu yoldan gelişen bir kansere en iyi örnek, yanık nedbeleri (büyük izleri) üzerinde gelişen kanserlerdir. Geniş yanıkların, sonradan kapansa dahi, deri altındaki lenf kanalları harab olmuştur. Kanser hücresi bu nedbelerde bir doğdu mu, imha edecek lenfosit o bölgede olmadığı için bölge kolayca kanserleşir.

Travmalardan, büyük darbelerden sonra meydana gelen bazı kemik kanserleri de, yine kopan lenf damarlan sebebiyle o bölgenin kansere karşı savunulamaz hale gelmiş olmasıyla yorumlanmaktadır.

Şiddetli sıcak veya soğuk tahrişiyle bu damarların tahrib edileceğine, bu yüzden yemek borusu ve yutak kanserlerinde aşırı sıcak ve soğuğun rolü bulunduğuna dair yayınlar vardır.

4. Lenf bezi merkezlerindeki problemler: Bazan büyük lenf merkezleri iltihaplanır ve iş göremez hale gelir. Bu durum savunma sistemimiz açısından önemli bir problemdir. Vücutta bunun en iyi örneği, bademcik ve appendix bağırsağıdır. Her iki organ da, biri üstte, diğeri altta, büyük savunma vazifesi yüklenmiş lenf merkezleridir.

Eski yıllarda, her iki organ da faydasız sanılıp çıkartılıyordu. Sonradan ikisinin de hayati önemi haiz olduğu anlaşıldı. Ancak. iltihaplanıp iş göremez hale geldiklerinde çıkartılmaları mecburidir. Onları sağlamken devreden çıkarmak ise tıp ilmine, bilhassa kanser ilmine ters düşer.

Burada bizim bilhassa üzerinde durmak istediğimiz problem, çeşitli lenf bezlerindeki iltihaplanmaların önemidir. Bunlar gerektiği şekilde tedavi ettirilmezlerse ileride bu bölgelerde lenfosit akımları. zorlaşır.

5. Daha önce de temas ettiğim gibi, çeşitli sebeplerle karaciğerin baskı altına alınması, gerçekten kanser patogenezi bakımından fevkalade ehemmiyetlidir. Bir yandan lenfositlere aktif zehirler hazırlamak, bir yandan kemik iliğine ters tesir yapacak dış zehirleri temizlemekle mükellef olan karaciğerin kanser konusundaki önemi aşikârdır. Kanser teşekkül ettikten sonra bile karaciğerin kuvvetli olması hastalığın yenilmesinde baş yeri işgal eder.

6. Hormonal ve moral problemler: Bir önceki bölümde temas ettiğim sebepler dışında, kanserin olduktan sonra yok edilmesi veya yavaşlatılmasında da hormonlar ve moral çok önemlidir. Gerek kemik iliğinin iyi çalışmasında, gerekse lenfosit dolaşımında, hormonal sistemin hem doğrudan, hem dolaylı yoldan tesiri büyüktür. Bilhassa lenfositleri eğiten timus bezi, hem kendi hormon salgısı açısından, hem de hipofizle birlikte umumi hormonal sistem açısından, kansere karşı vücudu savunmada baş yeri işgal etmektedir.

Hormonlara bağlı olan moral tesirler, kanser teşekkülünde olduğu kadar, gelişmesinde de müessirdir. Tıpta “mucize” sayılan, kendi kendisine iyileşen nadir kanser vak’aları bu gerçeğin ehemmiyetini daha iyi aksettirir kanaatindeyiz.

Son olarak irsiyet ile kanser arasındaki ilgiyi ele almak istiyorum. Kanser, doğrudan irsi bir hastalık değildir. Ancak, bilhassa hormonal yapı irsidir. Yani, hormonal yapıdaki dengesizlikler, muayyen dokulardaki güçsüzlükler, bu arada lenfatik sistem yapısı, irsidir. Bu sebeple, aynı soyda rastlanabilen çeşitli kanser vak’aları bu yorumun ışığı altında incelenir. Kanserli anne-babanın çocuklarının kanserli olması gerekmez. Burada asıl problem, anne ve-babadaki kanserin sebebidir. Bu kanser travmaya ve kimyevi ajana mı bağlıdır, yoksa bünyevî bir risk faktörü mü vardır? Eğer bir risk faktörü varsa, o zaman çocukların daha dikkatli ve hatasız bir hayat sürmeleri gerekir.

Şimdi dec konusunda en önemli noktaya geldik: Risk faktörü nedir? Bu, önümüzdeki bölümün konusunu teşkil etmektedir.

• Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, Yeni Asya Yayınları, Kanser (İstanbul, 1983) kitabından alınmıştır.

About Author /

Hizmetleri yurt sınırlarını aşmış; ilîm ve mânâ konferansları ile insanlığa hizmete koşmuş, bu yolda son nefesini vermiş ama son noktayı koymamıştır. Bu gönül sevdasının ışığını; nuru ile yol bulanların gönlünde ve eserleri ile yansıtmaya devam ediyor ve edecektir.

Start typing and press Enter to search