Kanser Hücresi ve Biyoloji

Kanser

Kanser

Biyoloji sınırsız sırlarını açtıkça, yaratılış harika sanatını sergiliyor. Bu sırların açılmasında kanser hücresinin büyük payı oldu. Tanındığı günden beri insanlara dehşet veren kanser hücresi, bize biyolojiyi adeta zorla öğretti. Kanseri yenmek için harcadığımız her emeğe karşılık yeni bir biyoloji sırrını öğrendik.

İlim bugün hücre, doku ve insan yapısı hakkında bildiği birçok şeyi kanser hücresine borçludur. Dokuların âsi çocuğu olan bu hücre insanları öyle yıldırdı ki, onu yenmek için, on binlerce laboratuarda ilim adamları hücrenin sırlarını kovalıyor.

Kanser hücresini tanımadan önce, normal hücreyi çok iyi bilmemiz gerekiyor. Düne kadar hücreyi karışık yapılı bir moleküller yığınından ibaret sanıyorduk. Bu görüşten yola çıkınca kanser hücresini tanımamız elbette imkânsızdı. İlim, yüz yıldan beri hücrede tarifi güç, esrarengiz bir ahengi fark ediyordu. Ne var ki, inancındaki ateist ve materyalist sapıklık, hücreyi bir sanat şaheseri olarak tanımasını güçleştiriyordu.

İkinci Cihan Harbine rastlayan yıllara kadar, ilim “tesadüf neticesi meydana gelen bir hücre” hatasından yola çıktığı için hücreyi anlayamadı.

1940′lardan sonra ilimdeki maddeci saplantı dağılmaya başladı. Bu tarihlerde meydana gelen en mühim ilim reformu günümüze kadar gelişmiş bulunuyor. Şimdi, kainatın ve varlıkların bir tesadüf ürünü değil, bin bir matematik hesaplarla ilâhi gergefte işlenen bir sanat eseri olduğunu çok daha rahatça görebiliyoruz. Bu gerçeği biyolojide ve hücrede tanıtan gelişmeler, 1953′te James D. Watson ve Harry Comptom’ un DNA’nın yapısını keşfetmesiyle başladı. 1962′de François Jacob DNA’nın genetik şifrelerdeki rolünü buldu. Her üç ilim adamı da Nobel armağanı kazandı (1962 ve 1965). Yine 60′lı yıllarda, mikropların genetik kartlarının incelikleri tesbit edildi. Böylece hücre gereği gibi tanınmaya başladı.

Yeni yeni tanınmaya başlayan hücre acaba nasıl bir varlıktır?

Hücre, çeşitli kompüter sistemlerinin yönettiği muhteşem bir biyoloji fabrikasıdır. Her hücre, cinsine ve hayat hedefine göre programlanmış muazzam bir elektronik beyindir. Ve hücre, iç içe üç temel ilmin en ince hesaplarını hem yaşar, hem yaşatır: fizik, kimya ve matematik. Hücreyi modern mefhumlar içinde iyi tanımadıkça, ne biyoloji, ne tıp, hatta ne de “felsefe kavranabilir.

Bugün hücre, elektron mikroskoplarıyla ve radyoaktif karbon ve hidrojen aracılığıyla tetkik edilmektedir. 200.000 defa büyütme bu muayenede sınır sayılmaktadır ki, bu sayede 50 Angstroml civarındaki boylarda büyük moleküller görülebilmektedir. Bu metodlarla yapılan incelemede hücreyi dört bölümde tetkik etmek adet olmuştur:

a. Hücre zarı.

b. Hücrenin canlı vücudu (sitoplazma).

c. Çekirdek (nukleus).

d. Çekirdek özü (nukleolus).

Canlıların temelinde de üç grup hücre dikkati çekmektedir:

1. Mikroplar (tek hücreli canlılar).

2. Bitki türe hücreler (bitki dokusu elemanları).

3. Hayvanı doku türü: hücreler

Bu üç tür hücre de, temel özellikler ve hayat prensipleri açısından büyük ölçüde benzerlik arz eder. Bilhassa her hücre, mutlaka DNA helezonlarından kurulur. Hücrenin cinsine göre, bu helezonlar da, üç boyut içinde açı ve sıralanış özellikleri farklı canlıları meydana getirmektedir. Ve hiçbir hücre, kendi kuruluş şifresini kafiyen değiştirmemekte, genetik kartına sadık kalmaktadır.

Ancak, hücrelerin kimyevi yapısı büyük ayrılıklar göstermemektedir; Mesela bir ot hücresi ile beyin hücresi kimyevi yapı açısından çok az fark taşır. Asıl fark, iki hücrenin elektrofiziğinde ve matematik programlarındadır. En gelişmiş hücre diye bilinenler, en üstün programları yürüten hücrelerdir. Üstelik bu hücreler, ağır fiziki ve elektrikî vazifeleri dolayısıyla, biyolojik vasıfları açısından, sıradan hücreye göre daha güçsüzdür, zor ürer, zor beslenir.

Bu gerçek, hücre konusundaki temel bilgimize ışık tutmaktadır. Hücrenin asıl özelliği, onun kimyasına göre daha baskın olan matematik ve biyolojik yönüdür.

Hücrede çok mühim bir mesele de onun bağımsız yaşama yahut toplu yaşama (doku) halidir. Bağımsız ve tek yaşayan hücreler, mikropları temsil etmektedir. Diğer canlı hücreleri (bitki ve hayvan) ise ortak hayatı devam ettirecek kabiliyete sahiptir. Ancak tek başına yaşayan hücreler bir arada durabilir. Bu bir koloni birliğidir; hayatın ortak olarak omuzlanması bu hücrelerde söz konusu değildir. Doku düzeni içindeki hücre hayatında, biyolojik şartları ortak karşılama ve omuzlama “şuuru” vardır. Bitki ve hayvanlardaki hücrelerin bu doku düzeni şuuruna uymayan tek bir hücre tipi vardır ki, bu kanser hücresi4ir. Kanser hücresi, tıpkı bağımsız bir hücre gibi, doku mes’uliyetinden mahrumdur. Bunu ileride tafsilatıyla inceleyeceğiz.

Normal hücre ile ilgili bazı temel tarifleri verdikten sonra, asıl konumuz olan kanser hücresine geçeceğiz.

• Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, Yeni Asya Yayınları, Kanser (İstanbul, 1983) kitabından alınmıştır.

About Author /

Hizmetleri yurt sınırlarını aşmış; ilîm ve mânâ konferansları ile insanlığa hizmete koşmuş, bu yolda son nefesini vermiş ama son noktayı koymamıştır. Bu gönül sevdasının ışığını; nuru ile yol bulanların gönlünde ve eserleri ile yansıtmaya devam ediyor ve edecektir.

Start typing and press Enter to search