İnanç Faktörü

İnsan ve Hayat

İnsan ve Hayat

Son olarak, insan vücudu için oldukça ehemmiyetli ve Son bir maddeye geçiyoruz. İnsanın morali dediğimiz hadise nedir? Biliyoruz ki, sağlık açısından birçok hastalıkların psikosomatik (sinir menşeli) olduğu kesinleşmiştir. Bir dahiliye kitabını açsanız görürsünüz ki, yüz hastalığın 50 tanesini psikosomatik, hissi menşeli hastalıklar teşkil eder. İnsan yapısının en alâka çekici yönlerinden birisi de sinir sisteminin organlara tesiri, dolayısıyla organların çalışmasıyla psikolojik yapımızın alakasıdır. Evvela psikosomatik hastalıkları hatırlarsak buradan yorumlara daha kolay gideriz: kalp-damar hastalıkları, kalp damarının tıkanması, mide ülseri, ekzamadan kurdeşene kadar pek çok deri hastalıkları, çeşitli bağırsak hastalıkları, hormonal hastalıklar… Herkes iyi bilmektedir ki, hastalıkların sebebi birtakım ruh hadiselerdir (stres). Birtakım sıkıntılar, buhranlar organların çalışmasına mani olmaktadır. Acaba bunun mekanizması nedir?

İnsan vücudundaki sinir sistemi iki veya üç bacaklıdır. İki veya üç bacaklıdır diyorum, çünkü üçüncü bacağından  son yıllarda söz edilir olmuştur. Birinci bacağı iradi sistem, beyin ve beyne bağlı sinirlerdir. Vagus siniri beyne bağlıdır, midenin asidini ifraz ettirir. Ancak yemek kokusu aldığınızda veya bir psikolojik hadiseyle ifrazı temelli keser. Mesela bir pis koku duyarsınız, o gün yemek yiyemezsiniz. Bu hadise mide salgısının salınmasında bir başka unsurun da rol aldığını göstermektedir: sempatik sistem. Sempatik sistemle parasempatik sistemin temsilcisi olan vagus birlikte mideye tesir ediyor gibi görünmektedir. Ama her ikisi de irade dışı sistemlerdir. Demek ki, çift başlı irade dışı bir sistem var ki, pupillanın reflekslerini, yani ışığın ayarlanmasını, korunma sistemimizdeki otomatizmayı, bağırsağımızın, midemizin, kalbimizin, çalışmasını yürütür. Bir başka sistem ise iradi sistemdir. Elimizi, kolumuzu bu sistemle hareket ettiririz. Şimdi ise bir üçüncü sistemden bahsedilmektedir. Bu kalp civarında, göğüs boşluğunda merkezleri olan, hem iradi sisteme, hem de otomatik sisteme tesir eden, fakat bunlardan müstakil olan bir sistemdir. Bunlar kendi haberleşmelerini kendi salgılarıyla yürütmektedirler. Zaten otomatik sistemin de birçok haberleşmeleri salgılarıyla yürümektedir. Birtakım ilaçlar otomatik sistemin çalışmasını değiştirmektedir. Aslında bu ilaçları sistem kendileri salar. Bir kısmı hormondur, bir kısmı otomatik sistemin ganglionlarında yapılan maddelerdir. Bu üç sistemin içerisindeki çalışma bir manada müstakil, bir manada beynin kontrolündedir. Yani bütün hadiseler beynin kontrolünde değildir. Mesela kalp- çalışırken, beyinle irtibatını kesseniz çalışmasına devam eder. Hatta mide bile çalışmasına devam edebilir. Ondan dolayıdır ki, bu üçüncü sistemi bir aşırı his sistemi olarak kabul etme meyli vardır. Zaten üçüncü sistemin varlığını ilk ileri sürenler Ruslardır. Onlar, bunun otomatik sistemin bir şubesi olduğunu, ancak ondan ayrı bir ilaçla çalıştığını, ondan ayrı bir düzeni bulunduğunu, daha değişik elektrokimya hâdisesi olduğunu ve muhtemelen ruhî dediğimiz hadiselerin bu sistemden ileri geldiğini iddia ederek ortaya çıkmışlardır.

Beynin alt kısmında hormonlara ait salgıları ifraz ettiren bir bölge vardır: hipotalamus. Hipotalamusta iki tane merkez yan yanadır. Biri otomatik sistemi hareket ettirir. Mesela mideyi kasar veya gevşetir. Biri de moral tesirler, üçüncü sinir sistemi şeklinde yorumlanabilen tesirle alakalı merkezdir. Herhangi bir ruhî stres meydana geldiğinde her iki merkezin de kompüterize sistemlerini ters yüz etmektedir. Bunun en iyi örneği doğumlarda görülür. Doğumda kadın otomatik bir sisteme bağlanıp doğuracağı halde, bu otomatik kompüter sistemini ufak bir stres bozar, doğum sancıları biter, artık, doğuramaz olur (şehirli kadın tipi). Bu durumda ya sezeryan yapılır, ya forseptus tatbik edilir. Halbuki doğumdan korkmayan, bilhassa ikinci, üçüncü çocuğunu yapan anneler kolaylıkla doğum yapabilmektedir. Demek ki, stres dediğimiz hadisede insanın şahsiyetinden doğan birtakım sıkıntılar merkezi sinir sistemine aksettiği takdirde matematik kompüter sistemini bozmaktadır. Buradan psikosomatik dediğimiz hastalıklar hasıl olmaktadır.

Acaba stres dediğimiz hissi hadiselerin insan vücudunda çıkıp, başlayıp, hüküm vermesini nasıl bir maddi haberleşme sağlamaktadır? Yapılan tetkikler stresin temelinin korkuya dayandığını göstermiştir. Eğer insan vücudunda korku dediğimiz hal meydana gelmişse, bu stres bütün kompüter sistemini bozmaktadır’. Aslında korku moral bir hadisedir; fiziki veya kimyevi bir hadise değildir. Fakat korku, beynin toplayıp tanzim ettiği bilgileri değerlendiren idarecinin, “bizim” sağlam bir değerlendirme yapmamıza mani olmaktadır. Bu durumda, idarecinin aldığı değerleri ve bundan çıkacak neticeleri net olarak görmesi mümkün değildir. İnsan korkunca karşısındaki ufak bir silüeti hayalet olarak görür; beyaz giymiş bir adamı, ayağı uzun bir eşeğe benzetir, hortlağa benzetir. İşte, böyle bir rahatsızlık meydana geldiği zaman merkezdeki kompüter sistemi hakimiyetini yukarıdan aşağıya doğru tatbik edememektedir. Bu merkezin, bu kompüter sisteminin masasında oturan idarecinin ilk, tesiri, hipofiz guddesine çökmektedir. Çünkü beynin merkezinde varlığını kabul ettiğimiz o ruhî kişiliğimiz, bu mekanizmanın elinden idrakleri topladıktan sonra bir orkestra şefi gibi çubuğunu kaldırdığı zaman, kendisine ilk. sesi verecek. olan hipofizdir. Hipofizin etrafında bir diyafram vardır. Bu diyafram büzüldüğü zaman hipofizin giren ve çıkan damarları da daralır. Böylece bütün hormonlar hadiseden müteessir olur. Bu hormonlar vücudun bütün kompüter sistemlerini, biyolojik sistemlerini, elektrokimya sistemlerini alt üst ederler.

Asıl mühim olan, insan yapısındaki biyolojik hadiselerin temeline kadar tesir eden korkunun nereden doğduğunu tesbit etmektir.

Korku inançsızlıktan doğmaktadır. Çünkü bir insan kendisini yalnız, her türlü tehlike karşısında âciz bir mahlük ve kâinatın içerisinde bir kör nokta gibi görürse, mutlaka bu duyguya kapılacaktır. Büyük Yaratıcı, vücudun çalışmasını evvela Kendisine tevekkül şartına, imana, inanca bağladığı için, tersine tepen bir refleks vermiştir.  Yani, “İnanmazsan, şu kânatın yüceliğine inanmazsan elmadan sana verdiği vitamine, hücredeki harika sanatına, gözündeki akıl almaz hikmetlere ve şu savunma sisteminde sana verdiği garantiye inanmazsan, kompüterize sistemi mahvedersin” demektedir. Bu sistem otomatik olarak imanla beraber sağlığı da getiren bir sistemdir. Moral hadiselerin insan vücudunda tesirli olmasını sağlayan bu sistemin imânla, inançla beraber yürüyen ikinci bir noktası da sevgidir. Tesbit edilmiştir ki, sevgi hipofiz bezi de dâhil olmak üzere bu kompüter sistemini rahatlaştıran, nefret ise sıkan bir reflekstir. İnsanoğlu inanarak ve severek vücut mekanizmasını tam çalıştırarak tarzda yaratılmıştır. Eğer bunlardan birisine karşı gelirse bu mekanizma bozulur, bu kompüter yürümez. Yahut yürür-ama öyle yürür!

• Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, Yeni Asya Yayınları, İnsan ve Hayat kitabından alınmıştır.

About Author /

Hizmetleri yurt sınırlarını aşmış; ilîm ve mânâ konferansları ile insanlığa hizmete koşmuş, bu yolda son nefesini vermiş ama son noktayı koymamıştır. Bu gönül sevdasının ışığını; nuru ile yol bulanların gönlünde ve eserleri ile yansıtmaya devam ediyor ve edecektir.

Start typing and press Enter to search