Gerçek İrtica: ATEİZM

Gerçek İrtica: ATEİZM

Gerçek İrtica: ATEİZM

Son günlerde bütün mânevi değerlerimize olduğu kadar Fahr-i Kâinat Efendimiz’e hayasızca dil uzatan nasipsizlere vereceğim bu cevapta, ilim dünyasının ateistlere gösterdiği kırmızı kartları sergilemek istiyorum.

İlim haysiyetinden tamamen uzak olan “gerçek mürteciler”e gezegenimizde yer yoktur.

Medeniyetin sembolü, insanlara saygı ve sevgi şeklinde özetlenebilir. Çok dar görüşlü kişiler bile, “medeniyet” kavramının teknolojik gelişmelerden çok ötede, mânevî değerler sistemi olduğunu bilmektedir.

Yine çok iyi bilinmektedir ki: Toplumları ayakta tutan ve onları insan birikiminden farklı kılarak âhenkleştiren prensiplerin hepsi, inanç sistemlerinden gelmiştir. Bugün tam marksist ateist toplumlar bile, kanunları dâhil her türlü sosyal âhengini, inanç sistemlerinden aldıkları şekilde yürütmektedir.

Çağımızda, her türlü ahenge, güzele ve düzen dengesine, akıl hastalarından başkası karşı çıkmamaktadır. Bilindiği gibi son üç yüz yılda bütün düşünce akımları, politik ve ekonomik cereyanlar, hep ilmî gelişmeleri takip etmiştir. Buna rağmen ilme dayalı düşünce akımları, ilmî gelişmeleri elli yıl geriden takip etmektedir. Çünkü bu gelişmelerin düşünürlere ve fikir adamlarına istikamet vermesi için zamana ihtiyaç vardır.

Ondokuzuncu yüzyılın ortalarında çok hızlı gelişen Fizik, Kimya bilgileri, asrın sonunda materyalist- ateist düşünce akımlarına kaynak olmuştur. Düşünürler, bu hızla, hiçbir ilmî değeri olmayan evrim şantajının peşinde sürüklenmişler ve ardından koskoca bir marksizmin doğmasına sebep olmuşlardır.

Hep düşünmüşümdür. Acaba Marks, günümüzde yaşasaydı ateist olur muydu? Öyle sanıyorum ki olmazdı! Çünkü, çağımızda, ilme âşina olan ve ona saygı duyan ateist kalmamıştır.

Şimdi çok ince bir hikmete değinmek istiyorum. Hemen hemen bütün dinler, çağındaki siyasi otoritelerin zulmüne ve insafsızlığına karşı asil mücadeleler vermiştir. İşte Hz. İbrahim ve Nemrut, işte Hz. Musa ve Firavun, işte Hz. İsa Roma’nın iğrenç zulmü.

Halbuki İslâmiyet karşısına siyasî otoriteyi değil, cehâleti hedef seçmiştir. Bu yüzden kâinatın yaradılış sebebi olan Efendimizin (S.A.V.) karşısına bir Nemrut, bir Firavun değil, Ebû Cehil (Cahillerin babası) çıkmıştır. Bu ince hikmetin sebebi insanlığın son çağında, inananların inanmayanlara karşı vereceği mücadelenin; ilmin, cehâlete karşı vereceği asil mücadele olduğunu göstermektedir.

Şimdi çağımızın, özellikle son yirmi yılındaki manzarasına bir bakalım.

Garip bir manzara var karşımızda. Çünkü Einstein, Broglie, Heisenberg, Fermi, Drag ve Lorenz gibi dev fizikçiler Allah’a inanırken, müspet bilgi dağarcıkları, bugünün ilkokul seviyesini aşmamış cüceler, Yüce yaratıcıyı inkâr edebilmek gayesiyle, sadece bir et parçasından ibaret olan sulanmış beyinlerinin kıvrımlarında delil aramaya çalışıyorlar.

Şimdiye kadar teknolojiye ve ilmin herhangi bir dalına ışık tutan hiç bir ateist ilim adamına rastlanmış değildir. Edison, Markoni, Fleming, R. Kodr, Pastör ve Erlich gibi dahiler inanç seviyelerinin çok yüksek olmasıyla ün yapmış kişilerdir. Oysaki ateist ilim adamlarından hiçbiri; tutarsız laflardan başka bir şey üretmemişlerdir. Batı da sayılamayacak kadar ilim adamı tanırım, pek çok kongreye gittim. Ateist ilim adamları parmak la gösterilecek kadar azdır. Kanser konusunda olsun, diğer konularda olsun katıldığım milletler arası toplantılar sırasında birçok ilim adamına misafir oldum ve bu batılı bilim adamlarının, duâsız sofraya oturduğunu bir gün bile görmedim.

Yâni şimdi bu ilim adamları saf düşünce yeteneğinden mahrum da, buna karşılık hayatından bir hücre, bir mikrop görmemiş veya bir tek fizik olayını bile baştan sona incelememiş olan şaşkınlar mı akıllı?

Gerçek şudur ki: Günümüzde ilim, ateizme kesinlikle kırmızı kart göstermiştir. Akıldan kesilmiş sadaka kadar idrâki olmayan, ilim sahnesinde kâbili hitap değildir. Ancak bunlara karşı susmak da hata olacaktır. Onun için batıda tanıdığım ateist ilim adamlarına çeşitli tartışmalarda verdiğim örnekleri, siz kıymetli okuyucularıma nakletmek istiyorum. Çok samimi olarak tekrar ifâde edeyim ki: ilimden nasibî olmayanları kesinlikle muhatap saymıyorum. Çünkü hayatımın hiçbir döneminde Allah inancı gibi mukaddes bir konuyu ilimden habersizlerle tartışmadım. Zaten 19. Asırdan kalan ve ilim salonlarının çöplüğüne atılan sözleri ilim zannedenleri “fosil” olarak kabul ediyor ve bunları garip örnekler olarak hayretle seyrediyorum.

Şimdi siz okuyucularıma Allah’ın varlığını ilmî delillerle ve 19 madde halinde özetleyeceğim. Bu kesin delillerin bir tek cümlesi dahi ilme ters düşerse, yazı hayatından çekilmeye hazırım.

Fakat bilenler, söylediklerimizin, fizik, kimya, biyoloji ve matematiğin gerçek haysiyetini taşıdığını görecektir.

A- Atmosferdeki İlâhi Sırlar

1- Atmosferin varlığı ve özellikle ozon tabakası, kâinatı tesadüflerden ibaret zanneden ateisti büyük bir şaşkınlığa uğrattı. Çünkü ilim, bir gezegende atmosfer teşekkülünün ancak sonsuz bir ilim ve kudretle meydana geleceğini kabul etmek zorunda kalmıştı.

Evet, bir gezegende atmosfer teşekkülü, son derece olağanüstüdür. Zira gezegen câzibesi (çekimi) ile atmosferi teşkil edecek gazların fırlama ve kaçış kuvvetleri öylesine ahenkli olmalıdır ki, atmosfer dağılmadan kalabilsin. Aksi takdirde ya gezegen gazlan emecek, ya da gaz molekülleri uzayın sonsuzluğuna yayılacaktır. Bu yüzden gezegenlerde hemen hemen bir sabit atmosfer olmayıp gezici yoğun gazlar vardır. Halbuki dünyamızda, 100 km.ye varan bir atmosfer tâcı vardır. Her katında farklı bir bileşim ve her katında ayrı hikmet, ayrı bir sır. Bu katmanların korunması için tek çıkar yol, dünyanın çekim gücünün ve ısısının ilâhî bir kompitürle ayarlanmasıdır.

Yerküremizin güneşe uzaklığı, dönme süresinin ve 23,5 derece eğik olması ise, bu muhteşem kompütürün programında yazılıdır. Kâinattaki herşeyi tesâdüf sanan maddecilik delilerini bir kenara bırakıp, gerçek ilim adamlarından teşekkül eden bir heyeti işbaşına getirirseniz bu heyetin en gelişmiş kompütürlerle binlerce yıl çalışmaları bile, arzın atmosferini kurabilmek için yeterli olmayacaktır.

Atmosfer terkibindeki incelik de mükemmeldir. Meselâ insanın. rahat yaşayacağı oksijen oranı %20’dir. Eğer oksijen oranı daha fazla olsaydı, atmosfer bir şimşek darbesiyle tutuşacak ve üzerindeki misafirlerine tam bir cehennem olacaktı. İlâhi kompütür, bu oranın temini için dünyamızda önce dev bitkileri sergilemiş, bunların ihtiyacı olan azot ve karbondioksiti, dinozor ve benzeri canlılarla sağlamıştır. O muhteşem kompüter’in sahibi, atmosferdeki oksijen oranı %20’yi bulunca bu sergiyi yerle bir ederek dev bitki ve dinozorları tarih sayfasından silivermiştir. Zavallı evrimciler bu sırrı şimdi öğreniyorlar. Halbuki dinozorları, kendi çılgın isyanlarına reklâm sanıyorlardı. Atmosferdeki muhteşem program, henüz tamamlanmamıştı. Çünkü atmosfer böyle kalsaydı, yağmurlu havalarda gökten rahmet değil nitrik asit, yani kezzap yağacaktı. Fakat ilâhî kompütür, atmosfer terkibine Argon ve Kripton gibi asal gazlar koydu ve gökten ateistlerin üstüne kezzap yerine rahmet indirdi.

Şimdi ateistlere soruyorum:

Siz yüce yaradana inanmadığınıza göre, bu kompütür sistemini hangi ilim adamları hazırladı? Yoksa yeniden putlar devrine dönüp de saydığımız kompüterize ilim ahengini, yani fizik, matematik ve kimyayı inkâr mı ediyorsunuz? Cenevre’deki bir kongre sırasında, ünlü ateist astrobiyofizikçi Chevinsky’nin görüşlerini savunan bir ilim adamına bu soruyu sorduğumda, kendisi dilini yutmuşçasına susup kalmıştı. Sizlerin, ondan çok daha perişan vaziyete düştüğünüzü görür gibi oluyorum.

2- Gelelim atmosferin ozon perdesine. Ateistlere, yakalarını bırakmadan bir soru daha soralım. Geçen sayıda anlattığım ozon perdesini, ateist düşünce ile normal bir beynin idrak hücresine koymak mümkün müdür?

Kutuplarda ince, ekvatorda kalın olan bu perde, dünyamızın ısı ahengini dengeleyen ilâhî lütuftan başka bir şey değildir. Ve dünyanın her devrinde, değişik bir şekilde kompüterize edilmiştir.

3- Atmosferin temizlenmesi ve terkibinin korunması.

“Çevre kirliliği” konusu gündeme geldiğinde; herkes bir daha fark etti ki, dünyanın her yerleşim bölgesinde hava mükemmel bir sistem dâhilinde arıtılmakta, dolayısıyla bileşimi hep sabit ve sağlıklı kalmaktadır. Yapılan araştırmalara göre dağ, ova, yayla ve orman yerleşimi gibi unsurlardan ibaret görülen bu arıtma sisteminin işlemesi içi, tanıdığımız kompütür şebekelerinin tamamının otuz milyon katı kadar, bir hesap sistemine ihtiyaç vardır. Dört işlemli bir hesap makinesinin karşısında dahi şaşkınlığa düşen zavallı ateistler, acaba ilmen ortaya konmuş bir gerçeğin karşısında ne yapacaklardır?

B- Biyolojinin Ateizme Gösterdiği Kırmızı Kartlar

4- Paris’te çok ünlü kansercilerin ve genetik ilim adamlarının bulunduğu Gustav Russy Hastanesi’nde, doğu ülkelerinden gelen ateist bir kanserci ile konuşurken, kendisine şu soruyu sordum.

Ana rahmindeki embriyonun (rüşeym) birkaç hücreden ibaretken, böbrek salgı bezi ile tükürük salgı bezini yapacak çekirdek genler arasında ne kadar mesafe vardır?

Hafifçe kasılarak:

“Bir mikronun (milimetrenin binde birinin) binde biri kadar cevabını verdi.

-Peki, dedim. Bu nasıl bir kör biyoloji ve nasıl bir tesadüftür ki, milyarca insan teşekkül ederken, bir mikronun binde biri kadar mesafede tek bir hata olmuyor? Ve insanın ağzından tükrük yerine, idrar salgısı çıkmıyor?

Ateist ilim adamı bu soru karşısında yutkunup dururken, Fransız genetikçileri verdiğim örnekten pek hoşlanmamış görünüyordu. Hâlâ birbirine nakledip dururlar.

5- Genetik mühendisliği dalında yapılan en son araştırmalar, kemik iliğinde kan hücresi şekline dönüşen Mezonşimal hücrelerin, ihtiyaca göre yeni DNA zinciri şekilleri yapabildiğini kesin olarak ortaya koymuştur. Bu ne demektir biliyor musunuz? Bir hücre, bütün dünya biyologlarının çözemediği bir olayda, genetik şifre kompütürüne programlar verebilmektedir. Bu durum açıkça gösterir ki, dev matematik formüller değil tesadüfe, insan eliyle ortaya konulmuş en ince ilimlere dahi açık değildir ve sadece ilâhi bir hikmetle yürüyebilir.

Sizin kemik iliğinize, sizin aklınızdan çok daha mükemmel bir kâbiliyeti veren ilâhî hikmeti, o cüce beyninizle nasıl inkâr edebilirsiniz?

6- Yine biyoloji alanında bir örnek vermek isterim.

İnsan denilen ilâhî san’at âbidesi, anne karnında tek bir hücreden, bir bilyon (milyar X milyon) hücreye kadar kusursuz bir ilim irade-kudret sistemiyle çoğalır. Eğer kâinat, ateistlerin öne sürdüğü gibi bir tesâdüfler kaosu olsaydı, bakın ne olurdu? Üzerine 1’den 10’a kadar numara yazılı taşlan böyle bir tesâdüf kaosunda sıra ile çekme ihtimali, on üzeri eksi ondur. Yani on milyonda bir ihtimal. Peki ya bir hücreden bir bilyon hücreye kadar, âhenkli bir dizi halinde dizilme ihtimali? Bu ihtimal on üzeri eksi bilyondur ki bu da aşağı yukarı sıfırdır. Yâni döllenmiş bir yumurtanın tesadüfen bir insanı meydana getirme ihtimali, matematik olarak sıfırdır.

O halde biyolojide tesâdüf, matematik ilmi açısından imkânsızdır. Bu durumu ateistlere kesinlikle anlatamazsınız. Çünkü onların biyolojiden bilyon’dan akıl ve şuurdan haberleri bile yoktur.

7- Şimdi de T- Lenfositlerini kendi vücut şifrelerini tanımalarını örnek vermek istiyorum. Bir insanda otuz bine yakın öze) biyolojik şifre vardır. Bu şifreleri henüz hiçbir laboratuar teşhis edememektedir. Fakat vücudumuzda trilyonlarcasını taşıdığımız T-lenfositler, kendi vücudunun bu otuzbin biyolojik şifresini tereddüt etmeden tanımakta ve herhangi bir kanser hücresini bu sayede teşhis ederek öldürmektedir. Ateistlere tekrar soralım: Bu lenfositler, en mükemmel laboratuarların teşhis edemedikleri bilgileri acaba nereden elde etmişler? Yoksa onların herbirisi, Nobel ödülüne lâyık birer ilim adamı mı? Ey ateist, senden daha çok bilgili olan bu minikleri görüp Allah’ın akıl almaz ilmine teslim ol.

8- Ateistliği imkânsız bir düşünce haline getiren hâdiselerden biri de “ilkâh”dır. Yumurta hücresinin bir meni hücresini seçerken genetik şifresini tamamlama operasyonu, gerçekten akıl almaz bir olaydır. İnsanda mevcut 60 bin istidattan 30 bin tanesi eksiktir. Yumurta hücresi, bu eksik 30 bin genetik şifreyi, 250 milyon meni hücresinden bulup seçecektir. Bu konuyu, bir başka makalemde ayrıntıları ile ele almıştım. Ancak burada şunu hatırlatmak istiyorum. İlkâh sırasında yumurta hücresinin eksik genetik şifreleri tamamlama işini bir âlimler grubuna havale etseydik, acaba ne olurdur? Yapılan yaklaşık hesaplara göre, seçme ilim adamlarından meydana gelen bin kişilik heyet, en modern laboratuarları devreye sokmak şartıyla bir tek ilkâh olayını ancak otuz bin yılda tamamlayabilecekti. Hani nerede tesâdüfler kaosu?

Allah’ın varlığını inkâr’a kalkmak, aklı inkâr etmekten daha büyük bir gaflettir.

C- Çirkin “Evrim Yalanının” Sönüşü’

Son yirmibeş yılın en önemli olaylarından biri, evrim’in çirkin yalanının sönüşüdür.

9- Profesör Goldshmidt, çok hararetli bir evrim yanlısı olmasına rağmen, “Evrim ilmi bir olay değil, bir tarz düşüncedir.” diyor.

Günümüzde ne yazık ki beş kuruşluk biyoloji bildiğini sananlar, evrim’in ilmî bir gerçek olduğunu söyleyebiliyor. İşte masalın çirkin yanı budur. Maymunla insan arasında, evrimcilere göre 8–10 ayrı nesil vardır. Bu nesillerin, diğer canlılardan daha kabiliyetli olması gerektiğine göre, şimdiye kadar en az 10 milyon iskeletin bulunup çıkarılması gerekirdi. 100 milyon sene evvel yaşayan dinozorlardan binlerce fosil bulunuyor da acaba evrimcilerin dört gözle bekledikleri milyonca maymun azmanı fosil nereye saklanmış?

Evrimciler, bunlardan 5–6 adet bulduklarını açıklamışlardı. Bu fosillerin düzmece olduğu Amerikalı Prof. Duane Gish tarafından tespit edilmiştir.

İlim dünyasına önce yutturmaca postülât koyup, sonra ateizme köprü açmak haysiyetle nasıl bağdaşır?

10- 1965 yılında İrlanda yakınlarında meydana gelen bir ada “Evrim gelişme süreci” teorilerinin tamamını yok etmiş, çünkü iki yıl, içinde adada yüzbin tür böcek türeyivermiştir.

Ayrıca dünyada çeşitli ilimlerde biçilen milyon sene kavramlarının, bugün için fizik yeniliklerine ve zamanın ivme hızı prensiplerine uymadığı anlaşılmıştır.

11- Evrimi, matematik ve genetik mühendisliği açısından imkansız kılan bir başka gerçek şudur. Bir memeli türünden bir insan türünün gelişmesi için 3 X 10 üzeri 520 değişim gerekir ki, bu otuz defa trilyon kere trilyon kere trilyon sayısına ulaşmak demektir. Böyle bir olaya zaman düzlemi yetmez. 0 zaman evrimi var saymak için, mutlaka olaya bir ilâhî şuurun mücadelesini kabul etme mecburiyeti doğar. Şu matematik hikmete bakın ki evrime inanmak için bile Allah’a inanmayı mecbûri kılıyor(!)

D- Her Şey İnsan İçin Yaratılmıştır

Dünyanın insana dönük hizmetleri, ateizmin dayandığı tesadüfler zincirini parça parça eder. Çünkü dünya biyolojisi insana göre programlanmıştır.

12- Eğer bir elma insanın günlük ihtiyacı kadar C vitamini, artı iki değerli demir ve meyva asitlerine karşı mideyi koruyan karbonhidrat iyonlarıyla donatılmıştır.

Bu hikmet, Yüce Yaradanı kabul etmeden nasıl açıklanabilir?

13- On binlerce an, beslenmek ve yaşamak için petek sistemine muhtaç değilken, Allah insana akıl almaz vitaminler, ilaçlar ve metal iyonlarını bu canlılara hazırlatmıştır. Arı nesli, ihtiyaçları olan balın yüz misli fazlasını üretmekle, insanoğlunu nimetler ziyafetine çağıran bir kudretin en canlı şahitleridir.

İnsanların sinir yorgunluklarını gideren reyhan kokusundan, beslenmedeki lezzetlerini tatlılaştıran binbir baharatına kadar akılalmaz nimetler zinciri… Ya ilaçlar?

Ateistlere sorun bakalım. Afyon alkolidi ne işe yarar? Ve o olmasa, milyonlarca ağrılı hasta acı içinde ne yapar? “Allah bu hikmeti göstermek için, onu kozasının başına TAÇ olarak geçirmiştir. “Bu sözler, dünyanın en büyük farmakoloji hocalarından Prof. Pulevka’nın sözüdür.

E- Kâinatın Akıl Almaz Dengesindeki Sırlar

14- Eskiden galaksilerin, bir kaosun ağır bir teşkili sonucunda doğduğu sanılırdı. Tabii halâ böyle sanan ve beyinlerdeki ağır şaşkınlığı atamayanlar var. Halbuki radyo teleskoplar bir Kuasar’ın meni hücresi gibi, uzayda manyetik kuşak değiştirerek koskoca bir yıldızlar sistemini âniden doğurduğunu göstermiş ve ateistlere ağır bir darbe vurarak yıldızları seyrettirmiştir.

15- Mikrokozmozda ise daha harika bir olay tespit edildi. Mutlak vakumda yeni kuvantlar doğduğu ve bu olayın ise, mutlak ilâhî kudreti temsil ettiği aklı başında fizikçilerle ilan edildi. Prof. Dr. Paul Davies’in “Allah ve Modern Fizik” kitabını okuyunuz..

16- Yine yapılan hesaplar, galaksideki jiroskopik dönme hareketlerinin, câzibe enerjisinden çok daha yüksek olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu durumda galaksinin, varlığını koruması için madde ötesi bir boyuttan ödünç enerji alması gerekmektedir ki, bu kesin kanun bütün astrofizikçilerce kabul edilmiştir. Zaten karadeliklerdeki maddelerin kesinlikle kuvant halinden çözülüp bugünkü tabirle manyetik bir anafora döndüğü bilinmektedir. Böylece ateizme temel sermaye sayılan materyalizm, çoluk çocuğun oyuncağı haline gelmiş bulunmaktadır.

Arkadaş! Küfür yolunda yürümek, buzlar üzerinde yürümekten dah zahmetli ve tehlikelidir. İman yolu ise, suda, havada, ziyâda yürümek ve yüzmek gibi pek kolay ve zahmetsizdir. Mesnevi’den

17- İnsandaki Olağanüstü Özellikler

a.Telepati: uzaktan sezme, haber alma. Bunların beyin dalgalarıyla ilgili olmadığı, Albay Crosby Başkanlığındaki “Natilus” denizaltı deneyiyle ispat edilmiştir.

b. Rüyalar: Gelecekle alâkalı olan sonsuz sayıda rüyalar ve bebeklerin daha üç günlükken rüya görüp gülmeleri, rüyanın gündüz yaşananların ve şuur altının tekrar olmadığını en açık şekilde göstermektedir.

c. Zihin Okuma: İçinde Einstein’ında bulunduğu çeşitli ilim adamlarının ortak imzalarıyla, zihin okuma olayı ilmi olarak ispatlanmıştır.

d. Göğüs boşluğundaki büyük sezgi merkezidir ki; Rus biyologları tarafından bile kabul edilmiştir. Buna göre insanların zaman ve mekân ötesi duyguları, onların ilmî gelişmelerinin temel kaynağıdır. Meselâ ne yerin derinliklerindeki seyahat ve ne de atomun yapısı, laboratuarlarda öğrenilmiş değil, zihinlerde doğmuş, gelişmiş, bilinmiş, ve sonra gerçekleştirilmiştir.

Buna deha veya “Einstein’ın hayâl laboratuarı” adı verilmektedir. Nükleer matematik bile, ünlü İtalyan bilim adamı E. Fermı’nın düşünce dünyasında doğmuştur.

Şu halde insan, ahmakçasına inkâr değil, Allah’ı bilmek ve bulmak için bu dünyaya gönderilmiştir.

18- Ateizm hastalığının en büyük ilacı ilimdir. Tesadüf kaosuna inanıp kainattaki akıl almaz matematiği ve fizik ahengini görmezlikten gelenler, bizzat kafataslarının içindeki harika “kompüter’in” isyanı ile karşılaşır ve onun âdeta küsüp kireçlenmesiyle cezâ görürler. Ve neticede bunama dediğimiz ibret tablosu doğar. Bütün ateistlerin dünyadan koparken bu damgayla gittikleri gayet iyi biliniyor.

19- Şimdi ateizmin önündeki en çirkin noktaya geliyorum Ateizm, gerçeğin ve güzelin düşmanı olduğu için, kâinatın en mükemmel ve en güzel varlığı olan Fahri Kâinat Efendimiz’e (S.A.V) düşmandır. Batıda Efendimiz aleyhine yazan bütün nasipsizlerin tek tek homoseksüel oldukları tespit edilmiştir. İnanmayanlar sorsunlar ispat edelim. Gerçek odur ki, insanlık ahlâk ve medeniyetinin bütün güzelliklerinin bânisi olan Efendimiz’e dil uzatan ve bu son günlerde aynı gayeyle bir araya gelen bütün alçaklar. Mutlaka AIDS testinden geçirilmelidir.    (Eliza Testi)

Evet, haysiyetsiz tertiplerle Efendimiz’in güya özel hayatına ait çirkin sözler modasına uymak isteyenlerin görmezlikten gelinmesi mümkün değildir.

Dünyanın hiçbir ülkesinde O ülke nüfusunun %ı99’unun Peygamberine dil uzatmak küstahlığı, “milli kundakçılıktan” başka bir tâbirle ifâde edilemez.

Baştan sona uydurma hadîs veya kasıtlı tercümelerle saldırma hâdisesini elbette ilâhiyat bilginleri cevaplayacaklardır. Bu sapıkların saçmalıkları, Efendimiz’in tartışılması imkânsız yüceliğini artırmaktan başka başka bir tesir icra etmez.

Allah bizleri, Fahr-i Kâinat Efendimize intisap şerefinden mahrum etmesin.

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, Zafer Dergisi (Haziran 1987, Sayı: 126)’den  alınmıştır.

About Author /

Hizmetleri yurt sınırlarını aşmış; ilîm ve mânâ konferansları ile insanlığa hizmete koşmuş, bu yolda son nefesini vermiş ama son noktayı koymamıştır. Bu gönül sevdasının ışığını; nuru ile yol bulanların gönlünde ve eserleri ile yansıtmaya devam ediyor ve edecektir.

Start typing and press Enter to search